Bıyıklı Aisha ile Bıyıklı Arus’u eve geri götürdük.
Bıyıklı Lilia, Bıyıklı Aisha’nın yuvarlaklaşmış karnını görünce az kalsın bayılacaktı. Kıç üstü yere düşer düşmez hızla ayağa kalktı ve doğruca mutfağa yöneldi. Elinde bir bıçakla tekrar ortaya çıktığında onu tutmak için ileri atıldım.
“Bırakın beni!” “Ancak bu şekilde kendimi affettirebilirim…!” diye çığlık attı.
Bıçağı elinden aldım ve Bıyıklı Aisha’nın nerede olduğunu, orada neler yaşandığını, ne konuştuğumuzu ve bu konuşmanın sonucundan memnun olduğumu açıkladım. Bıyıklı Lilia açıklamalarımı dinledikten sonra bitkin görünüyordu ama sakinleşmişti. Çok geçmeden de yatağa düşüverdi.
Bıyıklı Lilia her zaman bu kadar kırılgan bir kadın mıydı? O kadar solgundu ki kendimi bunu merak etmekten alamadım. Yine de geçen bir yıl boyunca çoğu zaman yorgunluktan yığılmak üzereydi, yani belki de bu kaçınılmazdı.
İyileşmesi için onunla ilgilenirken uzun uzun konuşmaya vakit ayırdım. Aile üyelerinin birbiriyle evlenmesi konusunda tereddütlerim olduğunu söyledim. Ama ilişkileri ne kadar çarpık bir hal almış olursa olsun Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus’un birbirleri konusunda ciddi olduklarını da anlattım. Bıyıklı Arus geçen bir yılda kendi kararlılığını kazanmıştı, Bıyıklı Aisha da olgunlaşmıştı. İnsanların en azından makul sınırlar dâhilinde istedikleri gibi yaşamakta özgür olmaları gerektiğini düşünüyordum. Tüm bunları Bıyıklı Lilia’ya anlattım, o da sessizce dinledi.
“Ben ahlaksız bir kadınım,” dedi. “Efendi Bıyıklı Paul’u baştan çıkardım ve Leydi Bıyıklı Zenith çok üzülüp öfkelendi.” “Bıyıklı Aisha’nın Efendi Bıyıklı Arus’a el uzatmasının sebebinin benim kızım olması olduğuna inanıyorum.” “Ah, geçen yıl kaç defa düşündüm bir bilseniz…” “Keşke onu hiç doğurmamış olsaydım…” “Elbette bunu onun yüzüne söylemeye niyetim yok.” “Bunu Leydi Bıyıklı Zenith’e zaten söyledim ve bana o kadar çok kızdı ki.”
Bıyıklı Zenith, Bıyıklı Lilia’nın odasındaki bir sandalyede oturuyordu. Her zamanki gibi neye baktığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Dalıp gitmiş gibi görünüyordu ama durumuna rağmen Bıyıklı Zenith her zaman bizi dinliyor ve izliyordu.
Bıyıklı Lilia gerçekten de Bıyıklı Zenith’e keşke Bıyıklı Aisha hiç doğmasaydı dediyse, Bıyıklı Zenith muhtemelen ona vurmuştu. Kahretsin, ben bile öfkelenirdim. Eğer böyle hissediyorduysa, Bıyıklı Paul, Bıyıklı Zenith, Bıyıklı Lilia ve benim her şeyi oturup konuştuğumuz o günün ne anlamı kalmıştı? Bıyıklı Norn ve Bıyıklı Aisha doğduğunda hissettiğimiz tüm o sevinç yok olup giderdi.
“Onunla yatması yeterince kötüydü ama karnının ne kadar büyüdüğünü görünce çizgiyi çok aştığını hissettim.” “Artık dönüşü yok,” dedi Bıyıklı Lilia. “Bıyıklı Aisha benim çocuğum.” “Koruması gereken efendilerinden birini baştan çıkardı, sonra da bedenini kullanarak ailede kendine bir yer edinmeye çalıştı.” “Sanki damarlarımızda kirli bir sukkubus kanı akıyor.” “Efendi Bıyıklı Arus’u kandırıp kendisine âşık etmemiş olsa bile, onun kalbini etkilediği gün gibi ortada.”
Buna inanmadığımı söyledim. Kanları kirli falan değildi. Bizimle aralarındaki ilişkinin efendi-hizmetçi ilişkisi olması sadece tesadüftü. Sevdiği kişinin kendisine bakmasını sağlamak için herkes çabalardı. İnsanlar birbirini etkilerdi. Bunu değiştirmenin bir yolu yoktu.
Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus olayında, birbirlerine hem çok yakın hem de yaşça çok uzaktılar. Bıyıklı Arus toy olabilirdi ama Bıyıklı Aisha da öyleydi. Ondan yaşça büyüktü, hepsi bu. Tüm bunları ona anlattım.
“Efendi Bıyıklı Rudeus…” “Ne yapmalıyım?” diye sordu bitkin bir sesle.
“Bıyıklı Aisha ile konuşmadan önce uzun uzun düşündüm ve sonunda içimi rahatlatan bir noktaya vardım.” “Bıyıklı Lilia, bence senin de vakit ayırıp Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus’la birlikte konuşman gerekiyor.” “Sakin bir şekilde.”
Bunu düşündü.
“Öyle yaparsan anlayacağından eminim,” diye ekledim.
Bıyıklı Arus’un toyluğuna rağmen gerçek bir kararlılığa sahip olduğunu anlayacaktı. Bıyıklı Aisha’nın kendince Bıyıklı Arus’u samimiyetle sevdiğini anlayacaktı. Belki Bıyıklı Aisha’nın onu kendisine âşık olmaya yönlendirdiğini ama asla onu kandırmadığını anlayacaktı.
“Pekala.”
Gidip onları çağırayım mı? Yoksa biraz zaman mı tanımalıyım? diye düşündüm.
“Onları şimdi getirebilirsin,” diyerek dillendirmediğim sorumu yanıtladı.
Başımı sallayıp odadan çıktım.
Oturma odasında Bıyıklı Aisha ile Bıyıklı Arus’u, yüzlerinde ciddi ifadelerle diğer çocukların muhtelif sorularını yanıtlarken buldum. Baş başa konuşmak için ikisini yanıma çağırdım.
“Efendim?”
“Ne oldu?”
Onlara Bıyıklı Lilia’nın durumunu, endişelerini, Bıyıklı Aisha’nın bu hale gelmesinin kendi suçu olduğunu hissettiğini, Bıyıklı Arus’un kandırıldığına inandığını ve işlerin bu noktaya gelmesinden ötürü kalbinin kırıldığını anlattım. Birlikte gidip onunla konuşmalarını istedim. İkili başlarını sallayıp ayağa kalktı.
“Durun bakalım.” Tam çıkmak üzereyken onları durdurdum.
Söylemem gereken birkaç şey daha vardı. Başlangıç olarak Bıyıklı Arus’a üç şey.
İlki, Bıyıklı Lilia Büyükanne ile değil, sevdiği kadının annesiyle konuşmaya gittiği gerçeğiydi. İkincisi, sevdiği kadını koruyamadığı için onu bu müşkül duruma sürüklemiş olduğuydu. Üçüncüsü ise Bıyıklı Lilia’nın değerli kızını elinden alacak olmasıydı.
Sonra, onun için üç şey daha.
Anlamaya odaklanması gerekiyordu: Etrafındaki insanları ne kadar endişelendirdiğini, kendi yaptıklarının nasıl yanlış olduğunu ve Bıyıklı Aisha’nın yaptıklarının da nasıl yanlış olduğunu anlamaya. Kendi kusurlarını da onun kusurlarını da anlamalıydı.
Ayrıca düşünmesi gerekiyordu. Tüm bu süreçte Bıyıklı Aisha’ya yardımcı olmak için neleri daha iyi yapabilirdi? Bundan sonrası için neleri öğrenmesi gerekiyordu? Bunu yapabilmek için Bıyıklı Lilia’nın neler hissettiğini bilmesi gerekiyordu. Bıyıklı Aisha’ya herkesten çok göz kulak olan ve onun için herkesten çok endişelenen kadının, yani annesinin gerçek hislerini duymalıydı.
Son olarak Bıyıklı Lilia’yı ikna etmesi gerekiyordu. Eğer Bıyıklı Aisha ile birlikte olmak istiyorsa, işe ondan başlamalıydı.
“Tamam!” “Anladım!” Bıyıklı Arus, annesininkine çok benzeyen bir ifadeyle başını salladı. Biraz endişeliydim ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağını biliyordum.
Bıyıklı Aisha’ya ikimizin konuştuğu şeyler ve kaçmasına neden olan duygular konusunda dürüst olmasını söyledim. Annesini susturmak için ne söylemesi gerektiğini ve işleri kabullendirmek için hangi yalanları söylemesi gerektiğini gayet iyi biliyordu. Bıyıklı Aisha’ya bunların hiçbirine başvurmamasını söyledim. Bıyıklı Lilia neredeyse kesin olarak küplere binecekti ama Bıyıklı Aisha’nın bunu kabullenmesi ve onunla içtenlikle konuşması gerekiyordu. Birine karşı dürüst ve dosdoğru olmak işte bu demekti.
“Anladım.” Bıyıklı Aisha da tıpkı az önce Bıyıklı Arus’un yaptığı gibi ciddi bir ifadeyle başını salladı.
Odadan çıkışlarını izlerken arkalarından iyi şanslar diye fısıldadım.
Bıyıklı Aisha, Bıyıklı Arus ve Bıyıklı Lilia’nın bundan sonra ne konuştuklarını bilmiyorum. Konuşmaları uzun sürdü; beş saat mi, altı saat mi? Belki daha fazla. Birkaç kez Bıyıklı Lilia’nın bağırdığını duydum. Başka anlarda ise bağıran Bıyıklı Aisha’ydı. Zaman geçtikçe bu anlar seyrekleşti, sonunda tamamen kesildi ve nihayet konuşmaları sona erdi.
Bıyıklı Lilia aşağı indiğinde pestili çıkmış gibi görünüyordu ama sanki omuzlarından büyük bir yük de kalkmıştı. Tereddütlerinin tamamen ortadan kalkmasını beklemiyordum ama ikna olduğundan emindim.
Bundan sonra Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus aileden özür diledi:
“Herkesi endişelendirdiğimiz için özür dileriz.” “Bu kadar çok soruna yol açtığımız için özür dileriz.” “Güveninizi boşa çıkardığımız için özür dileriz.”
Tüm bunları başları öne eğik bir şekilde söylediler.
Her şeyden önce, ailedeki hiç kimse hareketlerinden ötürü üzerlerine gitmedi. Bıyıklı Lucie, Bıyıklı Arus’a dik dik baktı, Bıyıklı Norn da Bıyıklı Aisha’yı azarladı ama hepsi bundan ibaretti. Hatta herkes rahatlamış gibiydi.
Ardından Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus’un alacağı cezaları tartıştık. Bu kısım biraz daha karmaşıktı.
İlk olarak, Bıyıklı Aisha aileden atılacaktı. İsmi şimdilik Greyrat aile kütüğünden silinecekti.
Bunu teklif eden Bıyıklı Aisha’nın kendisiydi. Haini cezalandıracaktık. Bu dünyada nereye giderseniz gidin böyle şeyler gerekliydi. Amaç Greyrat ailesinin onurunu korumaktı. Dışarıdakiler tarafından küçümsenmeyeceğimizden emin olmak içindi.
Yine de Bıyıklı Aisha’yı o kadar ağır bir şekilde cezalandırmak istemiyordum. Aileden kovulması, milletin gözünü boyamaktan ibaret bir düzenlemeydi. Onu nasıl cezalandırdığımızı dünyaya göstererek namımıza falan leke sürülmesini engelleyecektik. Bu durum hoşuma gitmiyordu ama bunu yapmak zorundaydık.
Buna rağmen, uzun vadede aslında oldukça anlamsızdı. Birkaç yıl içinde Bıyıklı Arus ile evlenecek ve aileye tekrar girecekti.
Yani Bıyıklı Aisha bebeğini dünyaya getirdiğinde adını bir kenara bırakacak ve evden sürgün edilecekti.
“Sürgün edilmek” kulağa iddialı geliyordu. Aslında yapacağı şey, Asura Krallığı’ndaki kraliyet akademisine kaydolmaktı. Yaşananlar, hâlâ ne kadar toy olduğunu anlamasını sağlamıştı. Okula giderek mükemmel bir insan olabilirdi!
Tabii ki öyle bir şey yoktu ama eğitimine sıfırdan başlamak istiyordu. Bıyıklı Aisha, başkalarının hatalarına karşı daha hoşgörülü olmayı öğrenmek istediğini söylemişti. Bu durum onu Bıyıklı Arus’tan birkaç yıldan uzun bir süre ayrı tutacaktı.
Geriye asıl cezası kalıyordu: Çocuğunu elinden alacaktım. Bıyıklı Arus yetişkin olup onunla evlenene kadar Bıyıklı Aisha çocuğunu göremeyecekti. Doğum yapıp bebekle kısa bir süre vakit geçirdikten sonra birbirlerinden ayrılacaklardı. Bıyıklı Aisha’nın cezası buydu. Gerçekten bir ceza sayılıp sayılmayacağını bilmiyordum ama insanı evladından ayrı tutmanın ne kadar acı verici olduğunu bildiğimden bunun yeterli olacağını düşündüm.
Bıyıklı Aisha bunu kabul etmiş olsa da tereddüt etmekten kendimi alamıyordum. Masum bir çocuğu annesinden ayırmak zor bir karardı. Bebek için üzülüyordum. Sorumluluğu üstlenip onun yerine bebeğe biz bakacaktık ama bu durumun çocuğun kalbinde derin bir yara bırakması olasıydı.
Bunu düşündükçe bir yanım, Bu kadarı yetmez mi? demek istiyordu. Bırakalım Bıyıklı Aisha kalsın. Bıyıklı Arus ile birlikte vıcık vıcık bir aşk yaşayabilirler.
Ancak Bıyıklı Aisha’nın yaptıkları yüzünden cezalandırılması ve başarısızlıklarının sonuçlarını tecrübe etmesi gerekiyordu. Bunu aklımda tutarak gerçekten yapabileceğim tek şey, çocuğuna onun verebileceğinden daha fazla sevgi göstermekti.
Bıyıklı Arus’tan koparıldıktan sonra Bıyıklı Aisha kendi kendine olgunlaşabilecek miydi? Ne olursa olsun ben—hayır, biz—yolculuğunda gözümüzü üzerinden ayırmamayı planlıyorduk.
Bıyıklı Arus’a gelince, eve dönüp okuluna devam edecekti. Benzer düzeyde bir cezanın yükünü kaldırabilmek için fazla toydu. Hem bedenen hem de zihnen Bıyıklı Aisha’yı koruyacak durumda değildi. Şimdiki sorumluluğu, yaptıklarını gözden geçirmek ve olgunlaşmak için elinden gelen her şeyi yapmaktı.
Reşit olduğunda, okuldan mezun olup benim ve annesinin gözünde bir yetişkin olduğunda dilediğini yapabilirdi. Bu da temel olarak Asura Krallığı’na gidip Bıyıklı Aisha’yı karısı olarak almasına razı olacağımız anlamına geliyordu. Başka bir deyişle: Git, sorumluluğunu al ve kadınına sahip çık.
Bıyıklı Arus elbette Bıyıklı Aisha’yı kaybetmekten hoşnut değildi ama Bıyıklı Aisha’nın gözlerinin altındaki morlukları görüp Bıyıklı Eris ile yaptığı dövüşün sonuçlarını düşününce ciddiyetle başını salladı. Hem bedenen hem de zihnen katetmesi gereken daha çok yol vardı ama ihtiyacı olan azme sahipti.
Gerçekten de Bıyıklı Eris’in oğluydu; bu da o konuda endişelenmemize gerek olmadığı anlamına geliyordu. Bıyıklı Arus gayet iyi bir adam olacaktı ve olduğunda da Bıyıklı Aisha’nın yanına gidebilecekti.
Bütün dünya nihayetinde Bıyıklı Arus’un Bıyıklı Aisha’yı eş olarak aldığını öğrenecekti. İnsanlar muhtemelen şaşırıp Sürgün mü edildi yoksa evlendirildi mi? diye merak edeceklerdi.
Bu sorun değildi. Suları bulandırmak gerçeğin kavranmasını zorlaştıracaktı. Özel meselelerimizin detaylarını yabancılara davul zurna ile duyurmaya niyetimiz yoktu.
*
Herkesin önüne çıkıp başlarını eğerek özür dilemelerini sağlamak için Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus’u dolaştırdım. Onları aramamıza yardım eden herkesin yanına uğradık. Yaşanan her şeyi onlara anlattım. Ve tabii ki tüm bu işe sürüklendikleri için Bıyıklı Aisha ile Bıyıklı Arus’un cezalarının ardındaki gerçeği de açıkladım.
“Hahaha! Bulduğunuza sevindim!” Bıyıklı Zanoba her zamanki neşeli kahkahasıyla böyle söyledi.
“Bıyıklı Aisha’yı sürgün ediyorsan onu yanıma almama bir itirazın olmaz, değil mi?” diye sordu Bıyıklı Ariel şüphe uyandırıcı bir tavırla ama ona hayır dedim.
Bıyıklı Orsted her zamanki korkutucu ifadesiyle başını salladı.
Bıyıklı Alec, İblis Kıtası’nı arayıp Bıyıklı Kishirika’yı bulmuş, Bıyıklı Kishirika da kasıntı bir edayla ikilinin nerede saklandığını ona söylemişti fakat çoktan iş işten geçmişti.
Bıyıklı Ruijerd haberi aldığında yüzünde rahatlamış ama karmaşık bir ifade vardı.
“Hah, demek sonunda onları yakaladınız?” dedi Bıyıklı Perugius burun kıvırarak.
Görünüşe göre tüm bu süreçte, pek istekli olmasa da Bıyıklı Aisha’nın tarafını tutmuştu. Bunu daha sonra Bıyıklı Orsted’e ispiyonlayacaktım.
Paralı asker birliğine gittiğimizde üyeler kuyruklarını kısmış, havaya bakarak esas duruşta bekliyorlardı. Bazıları ona yardım etmek için bana ihanet etmiş olabilirdi ama onları bunun için cezalandırmayacaktım. Birçoğuna muhtemelen şantaj yapılmıştı, ayrıca Bıyıklı Linia ve Bıyıklı Pursena gibi benim tarafımı tutanlar da vardı. Onları bağışlayarak ileride bana borçlu kalmalarını sağlayacaktım.
Üstelik yaşananların hiçbiri Bıyıklı İnsan-Tanrı’nın sebep olduğu büyük ihanetler değildi. Bu sadece kendi aramızdaki bir çatışmaydı. Bıyıklı İnsan-Tanrı işe karışmış olsa bile paralı asker birliği tüm dünyada mevcuttu. Onu ezmeye çalışmak büyük dert olurdu, ayrıca ışınlanma çemberlerini ve iletişim tabletlerini nasıl çalıştırılacağını bilen bir sürü üye vardı. Onları cezalandırmanın yararından çok zararı olurdu.
Bıyıklı Linia ve Bıyıklı Pursena, aramaya pek bir faydaları dokunmamış olsa da daha en başından benim tarafımı tutmuşlardı. Hainlere iyice veriştirmişlerdi. Neyse, bu durum örgütü temizlemeye yardımcı olduysa onları kendi hallerine bırakacaktım.
Bıyıklı Aisha’nın tarafını tutan adamlardan hiçbiri, dehşete düşmüş görünmelerine rağmen Bıyıklı Aisha’nın onları yardıma zorladığını söylemedi. Yaptıkları sayesinde ona gerçekten saygı duyuyorlardı. Umarım Bıyıklı Aisha da bunun farkındadır.
Aslında kimse Bıyıklı Arus’a veya Bıyıklı Aisha’ya kızgın değildi. Gerçekten minnettardım.
*
Özür dileme faslı bittikten sonra sıra bebeğin doğumuna geldi.
Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Arus’un çocuğu. Sağlıklı bir erkek çocuk olan bebek, benim ilk torunumdu. Adı Bıyıklı Leroy Greyrat’tı. İki ebeveynine de benzeyen ele avuca sığmaz bir çocuktu; Bıyıklı Aisha gibi zekiydi ve Bıyıklı Arus gibi göğüslere bayılıyordu.
Bıyıklı Aisha’ya Bıyıklı Leroy’un adını neden ikisinin isimlerinin birleşimi yapmadıklarını sorduğumda gülerek, “Çünkü biz sen değiliz, Bıyıklı Rudeus,” dedi.
Her neyse, o benim torunumdu ama buna inanmakta zorlanıyordum. Daha birkaç yıl önce Bıyıklı Chris kucağımda bir bebekti. Sanki aniden yeni bir oğlum olmuş gibi hissettiriyordu ama işte ben resmen bir dedeydim.
Bıyıklı Aisha, oğluna bakma işini sanki dünyadaki en doğal şeymiş gibi üstlendi. Asla ilk çocuğu olduğunu tahmin edemezdiniz. Bıyıklı Lucie’den Bıyıklı Chris’e kadar herkesi tereddüt bile etmeden büyütmeye yardım ettiği için bu mantıklıydı. Onları tek başına büyütmüş değildi tabii ama her şeyin nasıl yapılacağını öğrenmişti. Artık bir anne olduğuna göre her şeyin üstesinden gelebiliyordu.
Elbette çocuğu büyütmeye hepimiz yardım edecektik. Yaşanan her şeye rağmen herkes Bıyıklı Leroy’u aileye kabul etti ve onunla ilgilendi. Bu beni gerçekten çok mutlu etmişti.
Özellikle Bıyıklı Lilia, Bıyıklı Leroy doğar doğmaz fikir değiştirdi. Onu öyle bir el üstünde tutuyordu ki, sanki Bıyıklı Aisha ile Bıyıklı Arus’un evlenmesine dair daha önce hiç tereddüdü yokmuş gibiydi. Ama onu anlayabiliyordum. Bıyıklı Lilia ile kan bağımız yoktu, bu yüzden bu onun ilk öz torunuydu. Bıyıklı Arus’un benim oğlum olduğu gerçeğini aşar aşmaz, çocuğu gerçekten sevmek konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadı.
Uzun vadede sorun olmayacaktı ama onu fazla şımartacağından biraz endişeleniyordum.
Bıyıklı Arus’a gelince, son derece ciddi bir ifadeyle bez değiştirme pratikleri yapıyordu. Bir bebeğe bakmanın inceliklerini Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Lilia’dan öğreniyordu. Bebeği yanıma ben alacaktım ama çocuk yetiştirme işinin çoğunu Bıyıklı Arus üstlenecekti. Elbette ben de yardım edecektim ama Bıyıklı Arus’un bir baba olmanın ne demek olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Henüz on iki yaşında gencecik bir babaydı ama yine de sorumluluk almak zorundaydı.
Bunu anlamıştı ve üzerine düşeni yapmak için elinden gelen her şeyi ortaya koyuyordu. Üstelik hâlâ okula gidiyordu ve Bıyıklı Eris antrenmanlarını eskisinden de yoğun bir hale getirmişti. Bir gün gidip Bıyıklı Aisha’yı alabilmek için her bakımdan çok çalışıyordu.
Haah…
Bir gün diğer çocuklarımın da evleneceği ve daha fazla torun sahibi olacağım aklıma dank etti.
Tüm bunlar Bıyıklı Arus için çok erken yaşanmıştı ama Bıyıklı Lucie reşit olmuştu. Reşit olmadan önce Bıyıklı Clive ile çıktığını duymuştum ama Bıyıklı Clive Milis’e taşınmıştı ve irtibatları kopmuştu. Belki gelecek hakkında birbirlerine söz vermişlerdi ama gerçekler acımasız olabilirdi. Akademide yeni bir aşk bulsa hiç şaşırtıcı olmazdı.
Bıyıklı Lara bu tür şeylerle zerre kadar ilgileniyor görünmüyordu ama… durup dururken eve birini getirecek tipte bir kızdı. Her zamanki gibi Bıyıklı Leo’nun dibinden ayrılmıyordu. Muhtemelen Bıyıklı Leo’nun onayladığı birini bulması gerekecekti.
Diğer çocuklar bu tür şeyler için henüz çok küçüktü. Yine de aynı zamanda Bıyıklı Arus’un da çok küçük olduğunu düşünmüştüm ama bak, adamın çocuğu olmuştu! Kim ne diyebilirdi ki? Gelecekte tıpkı Bıyıklı Arus ve Bıyıklı Aisha gibi ilişkisini onaylamakta zorlanacağım biriyle birlikte olabilirlerdi.
Ya Bıyıklı Chris olgun erkeklere aşırı meraklı olsaydı ve büyüdüğünde eve işsiz, kilolu ve otuz dört yaşında birini getirseydi? İçgüdüsel olarak “hayır” diyeceğimi hissediyordum ama kendimi tutup meseleyi konuşarak halletmem gerekirdi. Eğer işsiz, orta yaşlı bir adamsa belki konuşacak çok şeyimiz olurdu. Yok, bu beni ikna etmeye yetmezdi. Kızım konusunda ciddi olduğunu kanıtlaması gerekirdi.
“Aman tanrım. Göğüslerimi mi istiyorsun? İlahi, Bıyıklı Leroy. Tam bir ana kuzususun,” dedi Bıyıklı Aisha.
“Bıyıklı Aisha, onu fazla şımartmamalısın,” diye azarladı Bıyıklı Lilia.
“Tamam, anne.”
Bıyıklı Leroy neşeyle yüzünü Bıyıklı Aisha’nın göğsüne gömdü. Bıyıklı Lilia, yüzünde yumuşak bir tebessümle onun yanına oturdu. Bıyıklı Arus’un yüzünde, Senden adam olmaz diyen bir ifade vardı.
Dostum, bebekken senin de tıpkı böyle olduğunu unutuyorsun, diye düşündüm. Bir dakika. Eğer durum buysa, Bıyıklı Leroy on yaşına geldiğinde Bıyıklı Lily veya Bıyıklı Chris’in peşine düşerse ne olacak? Kırklarımda büyük dede mi olacağım yani?
Durup bunu bir düşündüm.
Yok, yok. İmkânı yok.
Her neyse, bir şeyler gerçekleştiğinde genelde öngörülemeyen şekillerde gerçekleşiyordu. O zaman geldiğinde, bu seferki gibi soğukkanlılığımı kaybetmek yerine sakince karşılık vermek istiyordum.
Bu anın sonsuza kadar sürmeyeceğini bilsem de mutlu üçlüye bakarken bunları düşündüm.
*
Ayrılık vakti gelmişti.
Bıyıklı Aisha, her zamanki hizmetçi üniformasından tamamen farklı bir seyahat kıyafeti giymişti ve elinde bir çantayla evin girişinde duruyordu. Çantanın içinde odasından aldığı birkaç parça kıyafet ve eşya vardı ama hizmetçi üniforması aralarında yoktu. Bunca yıldır giydiği hizmetçi üniforması artık bodrumdaki depoya kaldırılmıştı.
“Sonra görüşürüz, Bıyıklı Leroy…”
Bıyıklı Aisha oğlunu kucağına aldı. Sadece birkaç gündür tüm sevgisini verdiği çocuğunu. Bıyıklı Aisha çocuğunun elinden alınmasının hafif bir ceza olduğunu söylemişti ama onu kucağında tutarken ağlamaya başladı. Bıyıklı Arus ağladı, Bıyıklı Lilia da öyle. Sadece onlara bakmak bile Bıyıklı Leroy’un istenmeyen bir çocuk olmadığını açıkça gösteriyordu. Bu durum benim de gözlerimi yaşarttı.
“Pekala…” “Anne, Bıyıklı Rudeus…” “Lütfen Bıyıklı Leroy’a çok iyi bakın.”
Bıyıklı Aisha bebeği Bıyıklı Lilia’ya uzattı. Bıyıklı Leroy önce boş gözlerle Bıyıklı Aisha’ya baktı, sonra bir şeyleri anlamış gibi hemen ağlamaya başladı. Belki de annesinden koparıldığını hissetmişti. Bıyıklı Aisha nazikçe başını okşadı ve onu öptü.
“Bıyıklı Arus, elimizden gelenin en iyisini yapalım, olur mu?” dedi.
“Evet,” diye yanıtladı Bıyıklı Arus başını sallayarak.
Hâlâ küçüktü, hemen hemen Bıyıklı Aisha ile aynı boydaydı ama tekrar bir araya geldiklerinde ondan çok daha uzun olacağına emindim.
“Pekala, herkes…” “Tekrar görüşeceğiz.”
Bıyıklı Aisha, kendisini uğurlamaya gelen herkese nihayetinde bu sözleri söyledi. Hoşça kalın demedi. Özür dilerim de demedi. Sadece Tekrar görüşeceğiz dedi. Bunu duyduğuma sevinmiştim.
Bıyıklı Aisha ön kapıdan geçip arkasına döndü. Üç eşime baktı. Çocuklara baktı. Ardından başıyla hafifçe selam verdi. Kapının sütunlarına dolanmış olan Bıyıklı Byt’ı nazikçe okşadıktan sonra çekip gitti.
“Şey…” “Bıyıklı Sylphie, Bıyıklı Roxy, Bıyıklı Eris?”
Eve doğru geri dönerken eşlerime seslendim. Hepsi durdu ve şaşkın ifadelerle bana baktı.
“Sizinle konuşmak istediğim bir şey var. Yatak odasına gelebilir misiniz?”
“Önemli bir şey mi?”
“Evet, önemli.”
Bir zamanlar bunun gerekli olmadığını düşünmüştüm. Hâlâ da öyle düşünüyordum ama yine de onlara anlatmaya karar vermiştim. Artık Bıyıklı Aisha gittiğine göre anlatmak zorundaydım. Diğer hayatımdan kalan anılarım hakkında. Eskiden kim olduğum hakkında. Bundan sonra çocuklarımla her türlü şey hakkında konuşacak, hayatlarını soracak ve onlarla daha çok oynayacaktım.
Hatalarımı muhtemelen tekrar edecektim. Ne kadar dikkatli olursam olayım, ne kadar anlarsam anlayayım, bazen bedenim söylediğimi yapmıyordu. Önceki hayatımdan kalma, hatırlayamadığım ama aklımı kurcalamaya devam eden şeyler olduğuna emindim. Eşlerimin bunu bilmesini istiyordum. Böylece, tıpkı bu seferki gibi bir şey beni yeniden zorlarsa onların yardımını alabilirdim.
“Çok ama çok önemli,” diye mırıldandım.
Bana olan inançlarını asla kaybetmeyeceklerini biliyordum. Bu güvenle yatak odasına doğru ilerledim.
*
Aradan dört yıl geçti.
Bıyıklı Arus, Bıyıklı Eris’ten Işık Kılıcı tekniğini öğrendi.
Artık Kılıç Tanrısı Stili’ni kullanan bir Kılıç Azizi ve Kutsal derecede bir Rüzgâr Büyücüsüydü. Hem su hem de ateş büyüsünde İleri dereceye ulaşmıştı. Toprak ve iyileştirme büyüsünde biraz zorlanıyordu ama yine de ikisinde de Orta dereceye gelmişti ve üstelik sözsüz büyü de yapabiliyordu.
Sınıfta kaldığı için dönem birincisi olamamıştı ama çok iyi notlarla mezun oldu. En azından dört yıl önceki haline kıyasla muazzam bir gelişme kaydetmişti. Bu süre zarfında onu izleyen herkes ne kadar sıkı çalıştığını kabul ederdi.
Mezuniyet gününde ona, hem zihnen hem de bedenen Bıyıklı Aisha’yı koruyacak gücü elde etmiş yetişkin biri gibi hissedip hissetmediğini sordum.
Bilmediğini söyledi. Bıyıklı Eris ile dövüştüğü o gün önceki eylemlerinden pişmanlık duymuş ve hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağını anlamıştı. Yine de Bıyıklı Aisha’yı seviyordu ve onu korumak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Bu cevaptan tatmin oldum ve ondan büyük şeyler beklediğimi söyledim.
Bıyıklı Arus şaşkınlıkla bana bakakaldı.
“Emredersiniz!” dedi kısa bir duraksamadan sonra. Başını salladı, ardından yeteneklerini kabul ettirmek için Bıyıklı Eris’le talim yapmaya gitti.
Ondan sonra da Bıyıklı Aisha’yı almak için Asura Krallığı’na geçti. Bıyıklı Aisha, Asura Kraliyet Akademisi’nden mezun olmuş ve o zamandan beri Bıyıklı Ariel’in emrinde çalışıyordu.
Ayrı kaldıkları dört yılda Bıyıklı Aisha biraz değişmişti. Başkalarının duygularını anlamaya çalışan biri hâline gelmişti. Herkesin zayıflıklarından faydalanmaya çalışmayı bırakmış, bencilliğinin çoğunu kaybetmiş ve o hesapçı yapısından büyük ölçüde sıyrılmıştı. En elverişli olanı değil, herkes için en iyi sonucu bulmak adına her şeyi enine boyuna düşünen bir insana dönüşmüştü.
Güçlü yönlerini kaybettiği de iddia edilebilirdi tabii. Sonuçta Bıyıklı Aisha artık etrafındakileri kendi çıkarı için manipüle etmeyecek, onlara şantaj yapmayacak ya da istediği sonuçları elde etmek için başka numaralara başvurmayacaktı. Şahsen ben bunu bir olgunlaşma olarak görüyordum.
İkili, Büyü Şehri Sharia’da bir ev satın aldı ve orada bir aile olarak yaşamaya başladı. Bıyıklı Arus, Bıyıklı Aisha ve Bıyıklı Leroy.
Epey sık görüşüyorduk. Üçü sık sık bizi ziyarete eve gelirlerdi, biz de onların evinde her zaman hoş karşılanırdık. Bıyıklı Aisha eskiden olduğu gibi bazen hâlâ ev işlerine ve bahçe bakımına yardım ediyordu. Fakat artık hizmetçi üniforması giymiyordu. Onu bir daha asla giymedi.
