Shin High School DxD Cilt 1 – Bölüm 6 / Hristiyanlığın Savaşçısı

Hristiyanlığın Savaşçısı

Ben, Kiba Yuuto; Ise-kun’a destek olmak için Xenovia, Irina-san ve Lint-san’dan oluşan kılıç ustaları grubuyla gelmiş ve Şeytanların anası Lilith tarafından dünyaya getirilen bu yeni Şeytanlarla dövüşmek üzere yıkık kilisede kalmıştım. Kutsal Şeytani Kılıcım ile aynı anda birkaç düşmanı biçerken, Xenovia çift kılıç tarzını kullanarak Durandal ve Excalibur’dan fışkıran kudretli kutsal auralarla düşmanları toza çeviriyordu. Xenovia şu anki Durandal kullanıcısı olmasına rağmen aynı zamanda Excalibur’un da kullanıcısıydı. Aynı anda iki efsanevi Kutsal Kılıcı kuşandığı için çift kılıç tarzı kesinlikle en yetkin olduğu alandı.

Diğer taraftan Irina ise Hauteclaire ile kutsal aura savururken bir yandan da bir Meleğin gücünü ışık halkaları halinde Şeytanların üzerine fırlatıyordu. Xenovia’nın arkasından bir düşman yaklaştığında Irina onu kurtarıyor, Xenovia da Irina’nın tarafına bir düşman geldiğini gördüğü an kutsal aurasıyla onları paramparça ediyordu. Bu iki kadın kılıç ustasının takım çalışması öylesine kusursuzdu ki birbirlerinin açıklarını kapatıyor ve aynı zamanda yeni saldırı fırsatları yaratıyorlardı. Diğer kilise savaşçısı Lint-san ise her zamanki gibi bir jimnastikçi edasıyla akrobatik bir şekilde etrafta sıçrıyordu. Sürekli hareket halinde kalarak mor alevlerden oluşan kılıcı ve ışık tabancasıyla tüm Şeytanları yerle bir ediyordu.

Ben de dahil buradaki herkes kilise tarafından yetiştirilmişti. Şeytanlarla, Düşmüş Meleklerle, Vampirlerle ve Canavarlarla savaşmak için gerekli bilgi ve teknikleri öğrenmiştik. Zamanla bazılarımız Şeytana, bazılarımız ise Meleğe dönüşmüş olsa da buradaki herkes Şeytanlarla çarpışmaya son derece alışıktı. Türlü türlü azılı düşmanla dövüşmüştük ama aynı zamanda aralıksız antrenman yapmaya da devam etmiştik. Bu seviyedeki bir düşman ne kadar kalabalık olursa olsun bizim için hiçbir şey ifade etmezdi. Kaldı ki düşmanlar Üst Düzey Şeytan gücüne sahip olsalar bile… yetenekleri kesinlikle o seviyede hissettirmiyordu. Çünkü sadece sahip oldukları Şeytani gücün ham yoğunluğuna güvenerek savaşıyorlardı. Başka bir deyişle, yalnızca körlemesine hücum edip Şeytani güçlerini barbarca kullanıyorlardı. Hiçbir savaş tecrübesi ve bilgisi olmayan bir çocukla dövüşmek gibiydi bu. Sıradan Şeytanlar —özellikle de soylu Üst Düzey Şeytanlar kendilerini eğitmezlerdi; kendi yeteneklerini, bilgilerini ve tecrübelerini kullanarak dövüşür, bu esnada bazı teknikleri de akıllarında tutarlardı.

Bu Şeytanlar yetenekli olsalar da bunu layıkıyla kullanacak bilgi ve tecrübeye sahip değillerdi, yalnızca Şeytani güçlerine odaklanıyorlardı. İçlerinden sadece birkaçının bu gücü savunma amacıyla kullanabildiğini görebiliyordum. Durum buysa… onlarla başa çıkmak Orta Düzey Şeytanlardan bile daha kolaydı. Bire bir dövüşte tecrübeli bir grup Orta Düzey Şeytan veya Melek onların hakkından gelmeye yeterdi. Basit ama güçlü Şeytani saldırılarından kaçabildiğimiz sürece hiçbir sorun yaşamazdık. Kendilerini savunacak hiçbir araçları olmadığı için de açık verdikleri anda hemen taarruza geçebilirdik.

…Yeni doğmuş Şeytanlar ha? Benim vardığım hüküm buydu. Efendim Rias-oneesan ve yoldaşlarım da onların güçlerinin özünü anlamış olmalıydılar. Henüz tam olgunlaşmadan önce onlarla savaşabildiğimiz için gerçekten çok şanslıydık. Ve bizimle karşılaşmak zorunda kalmaları da onların en büyük şanssızlığıydı. Tecrübelerime dayanarak onları acımasızca alt etmekten başka çaremiz yoktu. Kaçmalarına izin verirsek gelecekte bize karşı dönebilirlerdi. Bu yüzden onları burada yok etmek zorundaydık. Kiliseye giren Şeytanlar yeteneklerimizi anlamış gibi tereddüt edip kaçmaya başladılar.

“Kahretsin! Bu herifler nasıl bu kadar güçlü olabilir!”

“Kim bunlar be böyle!?”

Cehennem hükümdarlarının onlara bizim hakkımızda hiçbir şey söylememiş olması onların en büyük bahtsızlığıydı. Nyx ve diğerleri güçlü düşmanlar hakkında onları neden bilgilendirmemişti acaba? Başka bir art niyeti mi vardı? Yoksa sırf kendi eğlencesi için miydi?

Bir yandan çarpışıp bir yandan bunları düşündüğümüz sırada, kilisenin girişinde Şeytanların büyük bir gürültü kopardığını işittik.

“Yaşlı bir rahibin bu terk edilmiş kiliseye geleceğini kim tahmin edebilirdi!”

“Bu cidden bir rahip mi lan!? O nasıl bir kas yığını öyle!?”

Yaşlı bir adam mı? Bir rahip mi?

O tarafa baktığımızda, heybetli ve muazzam kaslı bir bedene sahip yaşlı bir adam, Muhterem Vasco Strada girişten içeri adım attı. Sıradan bir rahip giysisi yerine üst kademelerin giydiği türden bir kıyafet vardı üzerinde… Fakat bu Şeytanlar hiçbir şey bilmedikleri için aradaki farkı ayırt edemiyorlardı. Biz kilise kılıç ustaları Muhterem Strada’nın gelişi karşısında bir an afallasak da aynı zamanda içimizi müthiş bir güven kapladı! Rias-oneesama Muhterem’e ulaşamadığını söylemiş olsa da, anlaşılan kendi isteğiyle bu adaya bizzat gelmişti. Muhterem gülümseyerek Şeytanlara doğru seslendi.

“Tövbe etmeye mi geldiniz veletler?”

Şeytanlardan biri üzerine atıldı!

“Geber moruk!”

Şeytanın ileri atıldığı anda, havaya uçup duvarı yıkması için Muhterem’in tek bir yumruğu yetti. Yumruğu — kutsal bir aurayla sarmalanmıştı. …Kutsal yumruk. Muhterem’in en bilindik saldırılarından biriydi. Eğitilmiş yumruğunu kutsal aurayla donatıp tek bir darbe indirmesiyle Şeytanlar ve daha nice varlık anında yere serilirdi. Duvarı yıkan o Şeytan, Muhterem’in o kutsal yumruğuyla çoktan toza dönüşmüş olmalıydı. Muhterem’e seslendim.

“Muhterem Peder, zahmet etmenize hiç gerek yok.”

Irina-san, Xenovia ve Lint-san aynı anda kılıçlarını savurarak ileri atıldılar.

“Bu yara~maz Şeytanları!”

“Bizzat biz biçeceğiz!”

“Aynen öyle!”

Muhterem Kardinal sözlerimize kahkahalarla karşılık verdi.

“Hmm. Ne kadar da güvenilir gençler. Görünüşe göre kılıcımı çekmeme hiç gerek kalmayacak.”

Muhterem Kardinal Strada, kilise terbiyesiyle yetişen biz kılıç ustalarından son derece memnun kalmış görünüyordu.

Kilisenin içindeki tüm Şeytanları alt ettikten sonra nihayet derin bir nefes alabildik. Evet, sayılarını epey bir azaltmış olmalıydık. Bunun düşmanın savaş gücünü ciddi oranda kıracağını düşünüyordum… Yıkık kilisenin etrafına bakınırken aklıma bir şey takıldı. Yaklaşık bir buçuk yıl önce ben de tam olarak böyle bir yerde dövüşmüştüm, değil mi? Lint-san şüphe dolu gözlerle bana sordu.

“Ne oldu Kiba-kyunpaisen?”

“Hiç, yıkık bir kilisede senin abinle savaştığımız o günleri hatırladım da.”

Freed Sellzen—. Kuoh kasabasında onunla defalarca kez çarpışmıştık. Özellikle bana karşı… En zorlu rakibi ben olmalıydım. Ne de olsa son darbeyi indiren bendim. Bunu bilmesine rağmen Lint-san beni

bunun için suçlamadı. Aksine, benden özür diledi.

“Anlıyorum. Böyle şeylerin yaşandığını ben de duymuştum. Şey, Freed-aniki’nin çıkardığı tüm o rezillikler için özür dilerim.”

“Yok, sorun değil. Yine de bugün burada omuz omuza savaşıyor olmamız kaderin cilvesi gibi.”

Şeytanın bile aklına gelmeyecek bir kader birliğiyle Freed’in kız kardeşiyle yan yana dövüşüyordum.

“Eh, böyle şeyler olabiliyor işte. Ise ile Efendi Rias’ın ilişkisi, Melekler ve Şeytanların dostluğu gibi.”

Irina devam etti.

“Aynen öyle, bunca çılgınca şey yaşanıyor. Baksanıza Muhterem Kardinal bile burada bizimle birlikte!”

Ne de olsa ilk karşılaştıklarında birbirlerini düşman olarak görmüşlerdi. Fakat şimdi sırtlarını birbirlerine yaslayabilecekleri güvenilir sınıf arkadaşları olmuşlardı. Ekselansları Strada neşeyle kahkaha attı.

“Hahaha, bu ‘kader’ dedikleri şeyin nasıl işlediğini anlamak biz faniler için imkânsızdır. —Neyse, asıl meseleye dönelim.”

Muhterem Kardinal aniden bana sordu.

“Buyrun efendim?”

“Az önce astın sana Kiba-kyunpaisen diye seslendi. O da neyin nesi öyle?”

“Şey, ııı… bunu ben de bilmek isterdim açıkçası…”

Vereceğim cevap konusunda ben de sıkıntıdaydım. Birinci sınıftaki alt devrelerim bir şekilde bana böyle hitap ediyordu… Lint-san da bana “Kiba-kyunpaisen” demeye başlamıştı… Bu ‘kyun’ da neyin nesiydi böyle…? Ama durum artık böyleydi, bu yüzden üzerinde pek fazla durmadım.

Tam o andaydı. Bir anlığına gardımızı düşürdüğümüzde, tavandan aşağı bir insan silüeti süzülüverdi! Başımızı yukarı kaldırdığımızda aurasına bürünmüş bir Şeytanın üzerimize doğru pike yaptığını gördük! Hiçbir varlık belirtisi sezmemiştim! Diğer herkes için de durum aynıydı! Yoksa varlıklarını gizleyebilen Şeytanlar da mı vardı!? Şeytan doğrudan Lint-san’ın üzerine atıldı!

“Geberin!”

Tam da Lint-san kaçınıp mor alevlerden oluşan kılıcıyla karşı saldırıya geçmeye hazırlandığı andı. Şeytanın karnı bir mızrakla deliniverdi! Bir saniye sonra mızrak kutsal aurayla taştı ve Şeytanı tamamen yok etti. Şeytanı mızrakla deşen kişi — Cao Cao idi. Görünüşe göre bu adaya bize destek olmak için gelmişti.

Gurur duyduğu Longinus’u, True Longinus’u havada döndürürken mızrağın sapıyla omzuna hafifçe vurdu. Bu onun alışkanlığıydı. Kutsal Mızrak, kutsal emanetler arasında bile en üst sınıftaydı. Doğrudan bir darbe almaları halinde Üst Düzey bir Şeytan ya da Nihai Sınıf bir Şeytan bile ölümcül bir yara alırdı. Hatta bir Şeytan Kralın bile gardını düşüremeyeceği kadar muazzam bir güce sahipti.

“Hâlâ çok fazla açık veriyorsun Lint Sellzen.”

Cao Cao, Lint-san’a böyle dedi. Lint-san daha önce Cao Cao ile hiç konuşmuş olmamalıydı. Aslında aralarında kaderin cilvesi olan bir bağ vardı. Lint ile aynı kurumdan yetişen biri Cao Cao’nun eski bir yoldaşıydı.

“Sen… Sieg-sensei’nin (Siegfried) arkadaşısın.”

Cao Cao gülümseyerek cevap verdi.

“Evet, Siegfried’in dostuyum.”

“…O zaman sana Cao Cao-sensei diye hitap etmemde bir sakınca yoktur sanırım?”

Cao Cao Lint-san’ın başını okşadı.

“Bana uyar. Nasıl istersen öyle seslen.”

Lint-san bunu yüzüne yansıtmasa da içten içe bundan mutlu olmuş gibi görünüyordu. Bu konuşmalarına rağmen, herkes çok sayıda kötü niyetli auranın hızla yaklaştığını hissetti. Cao Cao konuştu.

“Dışarı çıksak daha iyi olur; böylece geniş alan saldırıları yapabiliriz.”

Onun bu fikrini onayladık ve herkes kiliseden çıkmak için hazırlandı. Ise-kun, burayı bize bırakın. Sen ve Rias-oneesan gidip Nyx’i alt edin!

Shin High School DxD

Shin High School DxD

Shin ハイスクールD×D, Shin 하이스쿨 DXD
Puan 0.0
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2018 Anadil: Japonca
İlk 25 ciltlik efsanevi maceranın ardından hikaye kaldığı yerden, çok daha büyük bir sahneyle devam ediyor! Orijinal serinin hemen sonrasını konu alan Shin High School DxD, ana karakterimiz Issei Hyoudou’nun artık bağımsız bir Üst Düzey Şeytan olarak kendi hizmetkar takımını (Peerage) kurduğu ve tüm mitolojik alemlerin en güçlülerini karşı karşıya getiren devasa Azazel Kupası turnuvasına katıldığı yepyeni bir dönemi başlatıyor. Bir yandan Rias Gremory ile resmi nişanlanma sürecinin getirdiği yeraltı dünyası politikaları ve harem dinamikleri hız kesmeden sürerken, diğer yandan DxD ekibi, "Cehennem Lordları İttifakı" gibi evrensel ölçekteki yepyeni kozmik tehditlerle yüzleşmek zorunda kalıyor; Issei’nin "Harem Kralı" olma yolculuğu şimdi çok daha tehlikeli, epik ve heyecan dolu bir boyuta taşınıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla