Bıyıklı İşsiz Cilt 26 – Bölüm 9 / Sonsöz 1 (Bıyıklı Rudeus’un Kitabı, Cilt 26’dan Alıntı)

Sonsöz 1 (Bıyıklı Rudeus'un Kitabı, Cilt 26'dan Alıntı)

Pekâlâ, açıkçası şimdiye kadar bu günlüğe öylesine, aklıma eseni karalayıp duruyordum. Fakat yirmi beşten fazla defteri doldurup üstüne bir de adım sanım biraz duyulunca içime garip bir his doğdu. Belki de… Kim bilir, belki bir gün birisi bunları oturup okur.

Baştan sona Japonca yazdım; bu yüzden teoride bu dünyadaki hiç kimsenin bunları okuyamaması gerek. Yine de boş vakti bol olan biri çıkıp şifreyi çözebilir ya da ben öldükten sonra benimle aynı dünyadan gelen başka biri bunları okuyabilir.

…İçinde öyle pek de mühim şeyler yazmıyorken birinin oturup bunları çözmek için onca zahmete katlanması açıkçası beni biraz mahcup eder. Ama yani, günlük dediğin böyle bir şeydir, değil mi?

Birisi bunları hangi niyetle çözerse çözsün, ben bu dünyadan göçüp gitmeden açığa çıkmayacaklar zaten. Yine de gelecek nesiller için şunun kayıtlara geçmesini isterim: Bıyıklı Ejderha Tanrısı Orsted kötü biri değildi.

Bir de şu diğer mesele var…

Evet, bu günlüklerde birkaç kez daha çıtlattığım gibi, ben aslen bu dünyaya ait değilim. Başka bir dünyada öldüm ve burada yeniden doğdum. Önceki hayatımdaki adımı buraya yazmamayı seçtim; çünkü bunu okuyan kişi eski dünyamdaki halimi tanıyorsa yanlış fikirlere kapılabilir. Yine de bir önceki hayatım olsa bile, bunun haricinde aslında hiçbir özel yanım yok. Bu günlüğün şifresini çözüp okuyorsan, bu dünyada son derece sıradan bir ömür sürdüğümü zaten anlarsın. Yeniden doğmayı ben seçmedim ve günün sonunda buna neyin sebep olduğunu da hiç öğrenemedim. Pek de dert değil ya, neyse.

Ertesi gün ölecek olsam bile geride hiçbir pişmanlık bırakmayacak şekilde, elimden gelenin en iyisini yaparak yaşadım sadece. Önemli olan da buydu zaten.

Bu günlüğü okuyan her kimsen, bu dediğime burun kıvırabilirsin belki. Belki de içinden, “Doğduğu yer sayesinde şansı yaver gitmiş sadece,” veya “Doğuştan yetenekli biri için bunu söylemesi kolay tabii,” diye geçiriyorsundur. Ya da portremi görmüşsündür de bütün meseleyi yakışıklı yüzüme bağlıyorsundur…

Yani, geçen gün buraya da karaladığım gibi, Bıyıklı Cliff sınıf arkadaşlarının buna benzer şeyler söylediğinden bahsetmişti. Kendileri öyle değilken o iyi şartlar altında dünyaya geldiği için haksız bir avantaja sahip olduğunu söylüyorlarmış. Bıyıklı Cliff de bu durumdan fena halde rahatsız olduğunu dile getirmişti. Bu da bana kendi ayrıcalıklarımı düşündürdü. Dürüst olmak gerekirse, yetiştiğim koşullar bir hayli rahattı. Babam Bıyıklı Paul, kadınlar konusunda tam bir pislikti belki ama kötü bir insan değildi. Asıl pislikliği; aldatırken yakalanması, aleyhindeki kapı gibi kanıtlara rağmen yalan söylemesi, salağa yatması, sonra da sanki kendisi mağdurmuş gibi üste çıkmaya çalışmasıydı… Eğer ben birini aldatıp da böyle numaralar çevirmeye kalkışsaydım; Bıyıklı Eris beni bir güzel benzetir, Bıyıklı Sylphie benden nefret eder, Bıyıklı Roxy ise yalnızca tiksintiyle bakardı. Sonunda elimdeki her şeyi kaybederdim.

Düşüncesi bile korkunç yahu.

Bıyıklı Zenith’ten daha iyi bir anne dileyemezdim. Aklı başından gittiğinde henüz gençti gerçi; ama yatalak birine bakmanın normalde nasıl bir şey olduğuyla kıyaslayacak olursanız, o kadar da fena sayılmazdı. Gerçi bakımını neredeyse tamamen Bıyıklı Lilia ile Bıyıklı Sylphie’ye devretmiş oldum ama anne babam için tek bir şey bile yapamadığım önceki hayatımla kıyaslarsam, ona elimden geldiğince iyi baktığımı düşünüyorum. İşin özü, beni seven bir anne babanın evladı olarak dünyaya geldim. Bir elimiz yağda bir elimiz balda büyüdük diyemem ama en azından hiçbir borcumuz yoktu ve anne babam da her Bıyıklı Allah’ın günü para yüzünden kavga etmiyordu. Bu da bir nevi şanstı işte.

Üstelik büyü konusunda da bir yeteneğim vardı. Önceki hayatımdan kalma bilgiler sayesinde yarışa bir adım önde başlamıştım ve Bıyıklı Laplace faktöründen ötürü devasa bir mana havuzum vardı. Sözsüz büyüde bu derece ustalaşabilmem de işte bu iki etken sayesindeydi. Dünyanın altını üstüne getirseniz bile benden daha sert veya daha hızlı Taş Gülesi fırlatabilecek birini bulmakta bir hayli zorlanırdınız. Her ne kadar bunu kendi çabama ve döktüğüm alın terine yormak istesem de, asıl meselenin doğuştan gelen bu lütuflar olduğundan adım gibi eminim. Kısacası, tamamen şanstı işte.

Dış görünüşüme gelince, sanırım şimdi eskisinden daha iyi durumdayım. Ama yine de… sırf yüzümü beğendiği için bana ilgi gösteren pek fazla kadın olmadı. Öte yandan, tipimi beğenmedikleri için bana haksızlık ettikleri de oldu. Mesela Bıyıklı Soldat, görünüşümden hoşlanmadığını söylemişti. Gerçi kastettiği yüzümdeki ifade de olabilir. Yüz ifadesi de önemli sonuçta.

En azından tipim insanları kaçıracak kadar fena değil. Yine şansım yaver gitmiş yani.

Beni canla başla çabalamaya iten şeyin bu iyi şans olduğundan zerre şüphem yok. Yine de insan merak etmeden duramıyor: Ya şartlarım çok daha iyi olsaydı? Mesela ne paraya ne kadına ne de başka hiçbir şeye muhtaç olmayan bir Asura soylusu olarak doğsaydım halim ne olurdu acaba? İflah olmaz bir sapık olduğumu biliyorum, hatta yeri geldi bu sapıklığım beni köpek gibi çalışmaya motive etti. Ama işte, onca yıl boyunca tüm bu güzelliklerden mahrum kalmış olmamdı onların kıymetini bilmemi sağlayan.

Kadınları elde etmek çocuk oyuncağı olsaydı, parmağımı bile kıpırdatmama gerek kalmadan kızlar kucağıma dökülseydi, bunun bir değeri kalır mıydı benim için? Muhtemelen çok geçmeden hevesim kaçar, kadınların benden hoşlanmasını sağlamak için kılını bile kıpırdatmayan birine dönüşürdüm, değil mi?

Büyü meselesi de farksız. Her Bıyıklı Allah’ın günü canımı dişime takıp büyü çalıştım. Dışarıdan bakan birine antrenmanlarım fazlasıyla tekdüze ve sıkıcı gelebilir ama pes etmeden devam ettiğim içindir ki artık büyüyü böylesine yüksek bir hassasiyetle kontrol edebiliyorum. Peki ya büyü kitabını elime ilk aldığımda yalnızca Acemi derecesi değil de doğrudan İleri derece, hatta Tanrı derecesi büyüler yapabilseydim ne olurdu? O günden sonra yine de eşek gibi çalışmaya devam eder miydim sanki?

İnsanoğlu bence asıl değeri elinde olmayan, öyle kolay kolay elde edemediği şeylerde buluyor ve onlar için çabalıyor. Günün sonunda hepimiz kaderin bize dağıttığı kartlarla oynamak zorundayız ama elimizdeki kartlardan en az birine mutlaka dudak bükeriz. Sizin değerini bir türlü göremediğiniz o kart, bir başkasının uzaktan gıptayla baktığı tek şey olabilir oysa.

Kulağa böbürleniyormuşum gibi gelebilir ama ne de olsa bir önceki hayatın tecrübesi var heybemde. Önceki hayatımdaki ailemin hali vakti Bıyıklı Paul’ün evinden bile daha iyiydi; yetenek derseniz, erkenden pes edip havlu atmasaydım bir baltaya sap olabilirdim pekâlâ. Şimdiki halim muhtemelen daha yakışıklıdır gerçi ama o zamanlar da biraz spor yapıp kilo verseydim, saçıma kaşıma çekidüzen verseydim giderim vardı yani. Geriye dönüp baktığımda, o günkü imkânlarımın bu hayattakinden katbekat fazla olduğunu görüyorum. Gelgelelim tüm o ayrıcalıklara rağmen beş para etmez bir çöp olarak kalmayı seçtim. Geberip gittiğimde canımı en çok yakan pişmanlık da buydu zaten. Bu yüzden, Buena gibi huzurlu bir köyde değil de Çatışma Bölgesi’nin izbe bir kenar mahallesinde doğmuş olsaydım bile… Anne babamdan her gün dayak yeseydim ya da büyü kitabını ilk açtığımda kıytırık bir su bombası bile patlatamasaydım dahi… Yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırdım gibi geliyor. Belki şimdiki kadar mutlu bir hayatım olmazdı, belki dünyaya daha fazla kin beslerdim; ama en azından önceki hayatımdaki gibi öylece yatıp kalmaz, harekete geçerdim. Boğulmak üzere olan birinin can havliyle çırpındığı gibi yaşardım hayatı. Ve şundan adım gibi eminim ki, o hayat bile önceki hayatımdan çok daha değerli olurdu.

Hatta o kamyon bana çarpmasaydı ve reenkarne olmadan kendi dünyamda yaşamaya devam etseydim bile, şansım biraz olsun yaver gitseydi belki kendimi toparlayıp bir şeyler yapabilirdim. Gerçi tamam, pek kolay olmazdı tabii. O zamanlar öylesine mızmız, içine kapanık bir enkazdım ki, beni sonunda harekete geçirebilmek için bu dünyaya reenkarne olmak gibi devasa boyutta bir şans gerekiyordu.

Demem o ki, şartlar tamamen görecelidir; bazen “iyi şartlar” dediğimiz şey, aslında dezavantaj gibi görünen birkaç kusura sahip olmak demektir.

Burada ahkâm kesip kaderinizi ya da şartlarınızı bahane etmeyin diyecek değilim. Ayrıcalıklı bir konumda olduğumun farkındayım. Dışarıda berbat şartlar altında yaşayan insanlar olduğunu aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum. Onların ne hissettiğini çok iyi biliyormuş gibi rol kesecek de değilim. Bütün söylemek istediğim şu: Elinize ister iyi kartlar gelsin ister berbat, günün sonunda hayatınızdan memnun kalmak istiyorsanız, ona elinizden geldiğince sıkı sarılmalı, onu var gücünüzle dolu dolu yaşamalısınız.

Bıyıklı Cliff’in o sınıf arkadaşlarının durumu da öyle ahım şahım kötü sayılmazdı hani. Anne baba konusunda şansları pek yaver gitmemişti belki ama kendi çabalarıyla okula kapağı atacak ve hedeflerine doğru yürüyecek azme ve kararlılığa sahiptiler en azından.

Neyse, kendi adıma konuşacak olursam, bu dünyadaki hayatıma her şeyimi verdim. Doğal olarak bundan sonra da öyle yapmaya devam edeceğim. Belki başkalarının gözüne benim bu “her şeyim” biraz sığ, biraz ciddiyetsiz görünmüş olabilir. Ama zaten başkalarının hayatı insana hep öyle görünmez mi? Hem kim senin hakkında ne derse desin bu senin hayatını değiştirmeyecek; o yüzden ne diye kafaya takasın ki? Değil mi yani?

O yüzden, hey, eğer bunu okuyorsan hayatını dolu dolu yaşa… Öf, amma vaaz vermeye başladım ha. İyice yaşlanıyorum herhalde. Sonunda bu da başıma geldi demek. Resmen bir baba olup çıktım.

Neyse, şartlar şurtlar hakkında bu kadar çene çaldığım yeter. İş biraz fazla nutuk çekmeye vardı.

Şimdi asıl merak ettiğim, yazdığım dili kimin çözdüğü. Bir bilgin falan mı acaba? Yoksa günlüğümün sayfaları arasına gizlenmiş akıl almaz bir büyü sırrı bulmayı uman bir büyücü mü… Hangisi olursa olsun, öyle dudak uçuklatacak sırlar çıkmadığı için kusura bakma. Büyü hakkında bildiğim hemen hemen her şeyi Bıyıklı Roxy’ye anlattım zaten; yani öğrenmek istediğin ne varsa Ranoa Büyü Üniversitesi’nde ya da Asura Büyü Akademisi’nde bulabilirsin.

Benden sonra geleceklere tek bir tavsiye vermem gerekirse o da şu olurdu: İster sözlü büyü öğrenmek iste, ister sözsüz büyü, ister büyü çemberleriyle büyü yapmayı, isterse de senin döneminde revaçta olan her ne haltsa onu… Sevgili okur, yapman gereken tek şey pratik yapmak. Başın dönene kadar aynı büyüyü tekrar tekrar yapacaksın; dinlendiğin anlarda da onu daha zekice nasıl kullanabileceğine kafa patlatacaksın. Kendini tüm varlığınla bu işe adayacaksın.

Bunu yaparsan, öyle yüzyılda bir gelen bir dâhi olmasan bile etrafındakilerin saygısını kazanacak kadar ustalaşırsın.

Ha, bir şey daha! Eğer bu günlüğü tercüme edip bir ülkenin hükümdarına sunmayı aklından geçiriyorsan, sakın yapma. Anlıyorum, başka bir dünyanın dilini çevirmek müthiş bir marifet ve sen de bu başarınla övülmek istiyorsun. Döktüğün terin karşılığını fazlasıyla almak istiyorsun. Gelgelelim, burada özellikle Asura kraliyet ailesini zor durumda bırakacak bazı şeyler yazılı. “Asura kraliçesi, Bıyıklı Ejderha Tanrısı Orsted’in kuklasıydı!” türünden lafları kesinlikle sineye çekmezler. İşin ucunda itibarları var, anlıyorsun ya? Bıyıklı Ariel seni sadece zindana tıkmakla yetinebilir belki ama onun soyundan gelenlerin canını bağışlayacağına garanti veremem. Ha, bu günlükte adı geçen bütün devletler yeryüzünden tamamen silinip gitmişse, o zaman paşa gönlün ne isterse yapabilirsin tabii.

Hmm. Gerçi aradan o kadar zaman geçmişse bir tarihçi olma ihtimalin de var. Eğer öyleysen, umarım bu döneme ait sıradan bir ailenin yaşantısına dair bir örnek olarak bu yazdıklarımdan bol bol faydalanırsın. Yalnız, geçmiş hayatımdaki bilgileri kullanarak pek alışılmadık bazı alet edevatlar icat ettiğim oldu, o yüzden her şeye de körü körüne bel bağlama.

Ve evet… Son bir şey daha. Bunu okuyan kişinin, sırf benimle aynı dünyadan biri olma ihtimaline karşılık söylüyorum. Şayet benim aksime evine dönmek istiyorsan… Sana tek bir tavsiyem var.

“Eski dünyana dönmenin bir yolu var. Bıyıklı Silent Sevenstar’ın adımlarını takip et.”

Ha bu arada, günün birinde rüyanda bembeyaz bir boşluk ve sana akıl vermeye kalkan mozaikli bir pislik peydah olursa, sakın ha yüz verme. O herif yalancının teki, anladın mı?

Bıyıklı Rudeus bildirdi, tamam.

Bıyıklı İşsiz

Bıyıklı İşsiz

Bıyıklı Amca, Bıyıklı Dayı, Pala Bıyıklının Yaşamı
Puan 9.9
Durum: Tamamlandı Yayınlanma Tarihi: 2026 Anadil: Türkçe
Bıyıkların olmadığı bir dünyadan sonra bıyıkların hüküm sürdüğü bir evrende yeniden doğan karakterin pala bıyıklarla olan ibretlik yaşam öyküsü.

Yorum

5 1 vote
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla