Son günlerdeki arayışları sayesinde dört dost da formasyonun sırrını çözmüştü.
Kurbağa güçsüzce bağırdı: Bu herif çok acımasız. Formasyonun tek bir Yaşam Kapısı var! Yani dördümüzden yalnızca biri kalınca bu formasyonu bozabiliyoruz!
Siyahlı adam boğuk bir sesle konuştu: Doğruyu söylüyormuş. Birbirimizi katledip talihimizi tüketmemizi izlemek istiyor.
Belli ki gölgenin kurduğu büyük formasyon, talihlerini aşındırıp dört dostu burada ölüme mahkûm etmek içindi.
Kehanetleri sayesinde onların sıradan kişiler olmadığını görmüştü.
Öyle kolay kolay yok olacak gibi değillerdi; inanılmaz derecede dirençliydiler.
Bu seviyeye ulaşmış, muazzam bir talihle korunan dört dostu doğrudan öldürse bile…
Kaderin tuhaf bir cilvesiyle yeniden dirilip geri dönebilirlerdi.
Bu yüzden gölgenin ilk hedefi, sahip oldukları talihi yok etmekti.
Ancak talihlerini tüketip sonra onları öldürürse bu belalardan gerçekten kurtulabilirdi.
Artık dayanamıyorum!
Kurbağa bunu söyledikten sonra olduğu yere yığıldı.
Bütün bedeni kontrolsüzce titriyordu. Tükendiği her hâlinden belliydi.
Yalnız o değil, Yi Feng ile diğer ikisi de aynı durumdaydı. Hepsi gücünü tamamen tüketmenin eşiğindeydi.
Yi Feng cesaret vermeye çalıştı: Kurbağa, dayan. Mutlaka bir çıkış yolu bulacağız!
Ah…
Kurbağa başını geriye yaslayıp hafifçe iç çekti.
Gözlerinin önüne dostların ilk karşılaştığı an geldi.
Birlikte içip güldükleri günler birer birer geçti.
Birlikte girdikleri savaşlar, keşfettikleri gizli diyarlar, karşılaştıkları güçlü düşmanlar zihninde belirdi.
Geçmişteki her şey daha yeni yaşanmış kadar canlıydı.
Ayrılıp yeniden kavuştuktan sonra aralarındaki bağ daha da güçlenmişti.
Çoktandır birbirlerine canlarını emanet edebilecek, ölümüne bağlı kardeşler olmuşlardı.
Ama görünüşe göre yeniden ayrılık vakti gelmişti.
Üstelik bu kez bir daha hiç görüşemeyebilirlerdi.
Kurbağa düşünüp taşındı, zihnini toparladı. Yüzündeki ifade durmadan değişiyordu.
Karar vermenin tereddüdü, son kez ayrılmanın kederi, ölümü göze almanın kararlılığı, formasyonu bozamamayı bir türlü kabullenemeyişi…
Bütün bu duygular sonunda tek bir cümlede birleşti.
Kurbağa ağır bir sesle konuştu: Abi, üçümüzü öldür. Sen buradan çık, intikamımızı al!
Salyangoz ile siyahlı adam da Yi Feng’e baktı.
Yi Feng gözlerinde hem çaresizliği hem kararlılığı gördü.
Birbirine taban tabana zıt bu iki duygu, üç dostunun gözlerinde aynı anda duruyordu.
Siyahlı adam boğuk bir sesle konuştu: Evet abi. Böyle devam edemeyiz. Sağ çıkmalısın. Hem kardeşlerinin hem Sıcak İçki Şehri’nin intikamını almalısın!
Salyangoz’un içi parçalanıyordu. Abi, bundan sonrasını sana bırakıyoruz. Biz beceremedik. Bu son yolda sana eşlik edemeyeceğiz.
Yi Feng öfkeyle çıkıştı: Hepiniz kendinize gelin! Ben Yi Feng’im. Ölümden korkup kendi canının derdine düşecek adam değilim! Öleceksek hep birlikte ölürüz!
Üç dostunu öldürüp tek başına yaşamaya devam etmesi elbette imkânsızdı.
Üç dost birbirine baktı.
Birden…
Önceden anlaşmışlar gibi kendi koruyucu formasyonlarını kaldırdılar.
Kusursuz bir uyumla aynı anda harekete geçip Yi Feng’i mühürleyerek hapsettiler.
Yi Feng, kapalı bir koruyucu bariyerin içinde kalmıştı.
Ne… Ne yapıyorsunuz siz?
Dostlarına inanamayan gözlerle baktı. Bir yandan bağırıyor, bir yandan kafesi yumrukluyordu.
Kafesin içi o kadar dardı ki Yi Feng kılıcını savurmak istese bile yapamazdı.
Ama bu formasyon onu dışarıdaki saldırılardan koruyordu.
Üç dostsa kendi güvenliklerini hiçe saymış, her türlü saldırıya açık hâle gelmişti.
Yoğun saldırı dalgaları anında üzerlerine yağdı. Ağır yaralanıp kan kustular. Auraları iyice soldu.
Bunu gören Yi Feng’in gözleri öfkeyle açıldı, kan çanağına döndü.
Hem korkunç bir öfke hem yürek parçalayan bir acı içindeydi. Bedeni kontrolsüzce titriyordu.
Var gücüyle kükredi: Bırakın beni! Üçünüz de hemen bırakın! Öleceksek birlikte ölürüz! Beni kardeşlerine sırtını dönmüş bir adam hâline getiriyorsunuz!
Yi Feng bağırmayı sürdürdü. Bedenindeki bütün aurayı kabartıp mührü tek hamlede kırmak istedi.
Ama mührün içi çok dardı. Üstelik üç dostun birleşik enerjisini barındırıyordu.
Daha önce de çok fazla güç tüketmişti. Bu görünmez hapishaneden kurtulamıyordu.
Üç dost mührü durmadan güçlendirdi. Yi Feng sesi kısılana kadar bağırsa da onu serbest bırakmadılar.
Kurbağa güçsüzce konuştu: Abi, dördümüzün en güçlüsü sensin. İntikamımızı ancak sen alabilirsin.
Siyahlı adam gür, tasasız bir kahkaha attı. Abi, ben bu hayatta yeterince yaşadım. En büyük şansım senin gibi bir abimin olmasıydı. Kılıçta sana yetişemedim ama kadınlarla düşüp kalkma işinde seni açık ara geçtim! Hahaha!
Salyangoz konuştu: Abi, bir sonraki hayat varsa yine kardeş olalım. Biz üçümüz önden gidiyoruz. Bizim için de güzelce yaşa.
Yi Feng bariyeri çılgınca yumrukladı. Yüreği parçalanarak bağırıyordu: Bırakın beni! Birlikte bu formasyonu bozarız! En kötü hep beraber ölürüz!
Abi, hepimiz burada düşemeyiz. Birimizin çıkıp dışarıdaki gölgeyi öldürmesi lazım.
Hem birinin mezar taşlarımızı da yapması gerek. Öldükten sonra bir mezar taşımız bile olmasın istemezsin, değil mi abi?
Aynen abi. Her yıl bugün kardeşlerine güzel bir içki getirmeyi unutma.
Siyahlı adam sözünü bitirip elini kaldırdı. Güç bela üçünü de saran koruyucu bir bariyer kurdu.
Ardından…
Saklama yüzüğünden üç testi içki çıkardı. Birini Kurbağa’ya, birini Salyangoz’a attı.
Kurbağa, Salyangoz! Ölmeden birer testi devirelim. Hem kendimizi hem abimizi uğurlayalım!
Olur. Salyangoz, artık kusmayı bırak.
Evet, dikelim kafaya. Abi, bizi uğurlamak sana kalıyor. Umarım öteki hayatta yine karşılaşırız.
Öteki hayatta da kardeş olacağız!
…
Lıkır lıkır lıkır…
Üç dost testilerini kaldırıp kana kana içti.
Yi Feng’in gözleri kıpkırmızıydı. Büyük bir acıyla haykırıyordu.
Ama üç dost ölmeye kararlıydı. Sözlerini hiç dinlemediler.
Hah!
İçkilerini bitirdikten sonra testileri sertçe yere çalıp kırdılar.
Bu formasyonun saldırıları çok yavaş. Bizi çabuk öldürecek kadar güçlü değiller. Birbirimizi biz uğurlayalım, kardeşler!
Olur. Biraz işkenceden de kurtuluruz!
Üçe kadar sayalım, birlikte vuralım.
