Toplantı odası alışılmadık derecede sessizdi. Havaya, tarif edilemez bir baskı yayılmıştı.
Büyük ekranda, bir yarığın kenarlarına durmadan çılgınca saldıran karanlık siluetler görünüyordu. İzleyen herkesin yüzü ciddiydi. Uzun süre kimse konuşmadı.
O karanlık siluetlerin bu kadar gözü dönmüş olacağını kimse beklememişti!
Kısa süre önce çok sayıda can pahasına kapatılan kısmın yarısından fazlası, zorlanarak yeniden açılmıştı!
Kara Gölge Adası halkı, yurdunu korumak için canını vermekten çekinmiyordu!
Ama o karanlık siluetler sonuçları hiç umursamıyordu. Akılsız yaratıklar gibi birbiri ardına yarığa çarpıyorlardı. Gerek çılgınca savaşmaları gerekse korkunç sayılarıyla Kara Gölge Adası halkını kat kat aşıyorlardı…
Böyle giderse onarılan yerler yeniden açılmakla kalmayacak, yarığın kendisi de daha fazla genişleyebilecekti!
O zaman…
Göğü dolduran karanlık siluetler yıkılan bir barajdan boşalırcasına aşağı çökecek, Kara Gölge Adası büyük tehlikeye düşecekti!
Bu korkunç sonu düşünen yöneticilerin içi kederle ve öfkeyle doluyordu. O nefret ettikleri karanlık siluetlere karşı tamamen çaresizdiler. Bir süre kimse çözüm bulamadı.
Xiong Zhong en uçta oturuyordu. Gözlerinde kararsızlık ve keder vardı.
Uzun uzun düşündükten sonra dayanamadı, önerisini dile getirdi.
Kıdemliler!
Yarığın durmadan zorlanmasına izin verirsek içeri daha fazla karanlık siluet girecek. Şu anda bütün birimlerimiz sırayla nöbet tutuyor, ama yine de ciddi kayıplar veriyoruz. Düşman sayısı artarsa zamanla mevziyi kaybederiz!
Bendeniz bu yarığın bir an önce onarılması gerektiğini düşünüyorum. Düşman yeniden açsa bile ne pahasına olursa olsun tekrar tekrar kapatmalıyız. Adaya düşen karanlık siluetleri, öldürebileceğimiz sayıda tutmanın tek yolu bu!
Bu kez adamlarımızın başına bendeniz geçmek istiyorum. Gelen düşmanlara direnip Kıdemli Lu’ya zaman kazandıracağım!
Herkes başını kaldırıp birbirine baktı.
Jiang Zhi ciddi bir ifadeyle başını sallayıp ona katıldı.
Sorumlu Xiong haklı.
Bundan sonraki onarımlarda ne kadar kayıp verecek olursak olalım, dişimizi sıkıp yarığı kapatmalıyız. Korkarım başka seçeneğimiz yok…
Bu ikisi bir an önce harekete geçmek için sabırsızlanıyordu. Diğerlerinin yüzündeyse karışık duygular vardı.
Lu Usta uzun uzun düşündü. Hemen onay vermedi.
Doğru, ama yarığı onarırken çok fazla can kaybı veriyoruz.
Gelen düşmanların sayısı korkunç. Kara Gölge Adası’ndaki herkesi toplasak bile onların yanına yaklaşamayız. Fang Zaowu Efendi’nin bıraktığı şehir kısıtlamaları olmasaydı ada çoktan düşmüştü.
Onlarla doğrudan bir yıpratma savaşına girmek kesinlikle akıllıca değil.
Bu sözler herkesi bir ikilemin içine sürükledi.
Yarığı onarmak, kaçınılmaz kayıplar ve yıpranma demekti. Üstelik kısıtlamalar öylesine derin ve karmaşıktı ki bütünüyle onarılamıyordu. Yani sorunu kökünden çözmek mümkün değildi.
Bütün Kara Gölge Adası birlik olsa, herkes yurdunu korumak için kendini feda etmeye razı gelse bile bu onarımların kayıplarına kaç kez dayanabilirlerdi?
On kez mi?
Yirmi kez mi?
Gerçekten uzun süre direnebilseler bile Kara Gölge Adası’ndaki birimlerin de halkın da sayısı belliydi. Savaşı ne kadar uzatsalar da ada sonunda yine düşmeyecek miydi?
Açıkçası, korkunç bir bedel ödeyerek yalnızca yenilgiyi geciktirmiş olacaklardı.
Ama yarığı onarmazlarsa…
Kara Gölge Adası muhtemelen daha da erken düşecekti!
Ne yapacaklardı?!
Durum tam bir çıkmaza saplanmışken Lu Qingshan ağır ağır ayağa kalktı, ellerini kavuşturup herkese döndü!
İş buraya kadar geldiyse kabul etmek zorundayız: Varımızı yoğumuzu ortaya koysak bile muhtemelen daha fazla dayanamayacağız…
Artık tek çaremiz dışarıdan yardım istemek. Güçlü takviyelerin gelip Kara Gölge Adası’nı savunmamıza yardım etmesini umacağız!
Toplantı odasındaki hava daha da karardı.
Yaşlıların çoğunun gözlerinde hüzün vardı. İçlerinde türlü duygular birbirine karışıyordu.
Ah…
Efendimiz ve büyüklerimiz buradayken Kara Gölge Adası ne kadar görkemliydi. Dışarıdan gelen güçlü kişiler burayı hep ilahi bir diyar diye hayranlıkla anardı. Daha birkaç on yıl geçti, biz dışarıdan yardım istemek zorunda kaldık.
Onların beklentilerini boşa çıkaran, bizim beceriksizliğimiz!
Oradaki herkes aynı duyguları paylaşıyordu. Zamanın geçişini, şartların ne kadar değiştiğini iliklerine kadar hissettiler.
Yine de hepsi çok iyi biliyordu.
Kara Gölge Adası, Efendi ile diğer büyükler için olağanüstü bir önem taşıyor, hatta büyük bir planın içinde yer alıyordu. Yoksa o yabancı ırklar buraya böyle çılgınca saldırmazdı.
Bu yüzden adayı korumaları daha da önemliydi.
Lu Usta düşüncelerini toparlayıp Lu Qingshan’a sordu.
Eski dostum, takviye istemekten söz ettiğine göre aklında bir yol olmalı, değil mi?
Şu anda Kara Gölge Adası’nı ancak şehir kısıtlamalarına tutunarak güç bela savunabiliyoruz. Dışarısı neredeyse tamamen kimliği belirsiz düşmanlarla sarılmış durumda. Yardım istemek için birini nasıl dışarı göndereceğiz?
Soru sorulunca herkesin gözü Lu Qingshan’a çevrildi.
Durum gerçekten de Lu Usta’nın anlattığı gibiydi.
Karanlık siluetlerin hepsi gökteki dev kapıdan dökülüyordu. Çoğu kısıtlamalar sayesinde havada tutuluyordu. Ama zaman geçtikçe düşen yabancı ırkların sayısı artmış, Kara Gölge Adası’nın dört yanı farklı yoğunluklarda kuşatılmaya başlamıştı.
Çevredeki yabancı ırklar, tepelerindeki göğü dolduranlar kadar kalabalık değildi. Yine de aralarından çıkmaya çalışmak neredeyse ölüme yürümekti.
Kuşatmayı yarıp dışarıdan yardım istemek, söylemesi kolay bir işti.
Herkes kendisini ciddi ciddi izlerken Lu Qingshan bir kez daha ellerini kavuşturdu.
Dostlar.
İkinci Genç Efendi ayrılırken bana tılsımla kopya oluşturma gizli sanatını öğretti. Yeteneğim kıt; bunca yıldır didinmeme rağmen ilk olgunluğa bile ulaşamadım. Yine de bini aşkın kopya oluşturabiliyorum.
Ne yazık ki kopyalarımın savaş gücü pek yok. Asıl bedenimin gücünün ancak yüzde onunu taşıyabiliyorlar. Savaşta kesinlikle kullanılamazlar. Üstelik aramızda kesintisiz bir zihin bağı da bulunmuyor. Ama karanlık siluetlerin kuşatmasının zayıf olduğu bir noktada kısıtlamayı kısa süreliğine aralayıp bini aşkın kopyayı kaçırabilirsek, haber ulaştırmaları mümkün olabilir.
Yarığı doğru düzgün onaracak gücüm olmadığı için çok utanıyorum. Aklıma gelen tek mütevazı fikir bu. Siz ne dersiniz?
