Tensei Shitara Slime Datta Ken Cilt 13 – Bölüm 7 / Epilog: Bir İblis Kralının İcraatları

Epilog: Bir İblis Kralının İcraatları

Caligulio, kendisini nazikçe saran bir sıcaklıkla uyandı.

N-Neredeyim ben?

Buraya gelmeden önce ne yaptığını hatırlamakta güçlük çekiyordu. Panik içinde etrafına bakındı, kendisini oldukça büyük bir odada dinlenirken buldu.

Yanında, mavimsi gümüş saçlı, belki on iki on üç yaşlarında, melek gibi bir gülümsemeyle bir şeyler üzerinde çalışan genç bir kız vardı. Yan taraftan ona bakarken, kızın sırtüstü yatan birinin üzerine elini uzattığını gördü. Avucundan fışkıran göz alıcı bir ışık, yerde sıra halinde yatan tanıdık yüzlerin üzerine dökülüyordu.

O Krishna mı? Hayır… Krishna gözlerimin önünde öldürülmüştü, değil mi?

Bütün anıları geri geldikçe zihnindeki pus anında dağıldı. Savaştaydılar, canavarlar diyarını işgal ediyorlardı.

Caligulio doğrulup bir şeyler haykırmaya çalışarak aceleyle yerinden fırladı. Fakat birden konuşma yetisini kaybetti. İnanılmaz bir şekilde, ölmüş olan Krishna nazikçe gözlerini açtı ve doğrudan ona baktı.

“…?!”

Tıpkı Caligulio gibi, Krishna da nerede olduğu konusunda oldukça kafası karışmış görünüyordu. Neler olduğunu kavrayamayarak gözleriyle gümüş saçlı kızı takip etti. Kız, uyandıklarını fark etmemiş gibi gizemli işine devam ediyordu.

Şimdi Bernie ve Jiwu onun önünde yatıyordu; yanlarında ise Caligulio’nun kurmay subayları ve yaverleri vardı.

Neler oluyor…? Onlar da öldürülmüştü…

Bulanık zihninde Caligulio, önüne serilen gerçekleri sakince analiz etmek için elinden geleni yaptı. Ama bunu kavramanın imkanı yoktu. Hepsi ölmüştü; bundan emindi. Göğüsleri inip kalkmıyordu—nefes alıyor olamazlardı. Ama o kız elini üzerlerine koyduğunda, sihirli bir şekilde birbiri ardına hayata dönüyorlardı. Bu odada toplanmış bir düzine kadar İmparatorluk subayı vardı ve çok geçmeden kız hepsini tedavi etmeyi bitirdi.

İşini bitirince kız tatmin olmuş bir şekilde başını hafifçe salladı ve Caligulio’ya döndü.

“Hey. Uyandın mı? Nasıl hissediyorsun? Adını hatırlayabiliyor musun?”

Sesi rahat ve ilgisizdi ama Caligulio bunu umursamadı. Büyüleyici görünüşü sebeplerden biriydi ama kızın yaydığı saf varlık bile Caligulio’ya her türlü direnişin yasak olduğunu söylüyordu.

Yine de ona bir cevap veremedi. Başka kimse de veremedi; hepsi ne olup bittiğini tamamıyla kavrayamamış halde ağızlarını kapalı tuttu. Tek Haneliler Bernie ve Jiwu bile halsizce boşluğa bakıyordu.

Şimdi kız Caligulio’da bir şeylerin yolunda gitmediğini sezmişti. “Aah, bir şeyi yanlış mı yaptım acaba?” diye sordu sıkıntılı bir ifadeyle. “Büyünün sorunsuz çalıştığından oldukça emindim oysa…”

Buradan Caligulio hepsinin bir tür büyüye maruz kaldığını anladı. Ama ne tür bir büyü?

Hayır. Olamaz. Bu saçmalık. Tamamen imkansız. Fakat…

Fakat bedeni son derece iyi hissediyordu.

Bir dakika. Yolunda gitmeyen bir şey vardı. Uyandıktan sonra içinde adeta patlamaya hazır bir şekilde akan o güç tamamen yok olmuştu. Kavrayabildiği tek şey, korkunç bir şeylerin yaşandığıydı.

“… Affedersiniz, biz…? Biz ölmemiş miydik?”

Çekinerek sorulan bu soru, grubun geri kalanının zihnindeki sis perdesini dağıtmaya yardımcı olmuş olmalıydı. Bu durumun ne kadar anormal olduğunu fark ettiklerinde gözlerine yeniden ışık geldi. Hepsi kendisine Diablo diyen bir iblis tarafından katledilmişti, bu kadarı kesindi. Üstelik iblisin onları hayatta tutması için hiçbir sebebi de yoktu. Caligulio tam da bu yüzden şu anda neden hâlâ nefes aldığını merak ediyordu.

“Oh, şimdi hatırladın mı? Bana adını söyleyebilir misin?”

“E-evet. Ben Caligulio.”

Derken zihninde bir ihtimal belirdi. Belki de bu kız Caligulio’yu ve kurmaylarını o ölüm kalım durumundan kurtarmıştı. Ama bu mümkün olabilir miydi ki? O cehennem çukurundan kurtulmak neredeyse imkânsızdı. O iblis, akıl almaz derecede güçlüydü; Caligulio o nihai gücü elde ettikten sonra bile onu kâğıttan bir bebek gibi parçalamıştı — şuradaki Tek Haneliler’den bahsetmeye gerek bile yoktu.

Hiç kimse böyle bir iblisi yenemezdi… Hakkında dedikodular duyduğu Kahramanlar dışında hiç kimse.

“Şey, a-acaba hepimizi siz mi kurtardınız? O—o kötü iblise ne oldu?”

Sonunda sormaya cesaret edebildi. Derken:

“Lord Rimuru’nun yanında üslubunuza dikkat etseniz iyi edersiniz.”

Bu gür ses tanıdıktı. Tıpkı o kan dondurucu iblisin sesine benziyordu. Ancak daha da acil olan mesele, Caligulio’nun birincil hedefleri olarak belirlediği İblis Kralı’nın ismi olan Rimuru’dan az önce bahsetmiş olmasıydı.

Derken Diablo kendini hepsine gösterdi. Bir korku nöbeti Caligulio’yu titretti, ancak kız iblisi durdurdu.

“Şey, sanırım bazılarınız olayları biraz yanlış anladı, o yüzden açıklayayım. Evet, hepiniz öldünüz. Komuta ettiğiniz tüm birlikler de öldü, hayatta kalan birinin olduğuna da hiç ihtimal vermiyorum. Yani sizi falan kurtarmış değilim. Gerçi sizi hayata geri döndürdüm.”

“Keh-heh-heh-heh-heh… Gerçekten etkileyici, duyulmamış bir büyü. Bunun için ona teşekkür etmenizi istemeyeceğim ama en azından Lord Rimuru’nun muazzam yüceliği karşısında hayranlıkla eğilmelisiniz.”

“… Ha?”

Caligulio bu anlaşılmaz açıklama karşısında böğürmekten başka pek bir şey yapamadı. Ama kimse onunla dalga geçmiyordu.

“Şu tiyatroyu keser misin Diablo?”

“Bağışlayın. Sadece yüceliğinizi bu zavallı, cahil kitlelere yaymak istemiştim—”

“Evet, ben de sana buna gerek olmadığını söylüyorum!”

Odadaki hiç kimsenin bu küçük müsamereyi bölecek gücü yoktu. Fakat bir süre sonra kız Caligulio’ya gülümsedi.

“Her neyse, hafızan yerinde gibi görünüyor. O ritüelin işe yaradığına sevindim.”

“Ş-şey…”

“Pekala, en baştan başlayalım. Ben Rimuru. İblis Kralı Rimuru. Buranın kralı sayılırım. Tanıştığımıza memnun oldum!”

Caligulio donakaldı. Yeni diriltilen diğer herkes de öyle. Beyni kelimeleri analiz edip anlamları yavaşça zihnine dank ettikçe, gözleri sonuna kadar açıldı ve dosdoğru karşısındaki kıza dikildi. Bu küçük kız Rimuru muymuş? Caligulio ve yoldaşlarının ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak gördükleri düşman mı? Octagram’ın (Sekiz Yıldızlı Konsey) bir parçası mı? O Rimuru mu? Ve gidişata bakılırsa, herkesi hayata geri döndüren kişi Rimuru gibi görünüyordu. Ortalıkta dolaşan çizimlere hiç benzemeyen, sevimli bir şekilde gülümseyen bizzat Rimuru’nun kendisiydi.

Ama ortada başka bir sorun daha vardı.

“Şey, bir şey sorabilir miyim…?”

“Hmm? Nedir?”

Caligulio, duyduğu endişeye rağmen konuşmaya devam etti. “Yani hepimizi hayata geri mi döndürdünüz?”

“Evet. Aynen öyle.”

“Nasıl… nasıl yapabildiniz?”

“Şey, yöntemini açıklamak biraz zor ama yani ruhlarınız—”

“Hayır, hayır, onu demek istemedim! Can düşmanınız olduğumuz hâlde bizi nasıl diriltebildiniz demek istedim!”

“Ha, bunu mu kastetmiştin?”

Kız —yani İblis Kralı Rimuru— biraz rahatlamış görünüyordu. “Cevap basit,” diye yumurtlayıverdi. “Savaş hâlâ devam ediyor ama hepiniz elime düştünüz. Artık benim piyonlarımsınız!”

Ve onları sırf bu yüzden mi hayata geri döndürmüştü? Caligulio ne demek istediğini kavrayamayarak boş gözlerle ona baktı. İblis Kralı Rimuru onları diriltmiş miydi? Kimi? Bizi mi?!

Zihni şaşkınlık, kafa karışıklığı ve korkuyla doldu. Odada yakın zamanda diriltilen diğer herkes için de durum aynıydı. Ve sular durulana kadar epey bir zaman geçecekti.

Kafası karışmış Caligulio ve çetesini, ordusunun gerçekten önemli tüm isimleriyle —imparatorluk işgalini yöneten üst düzey subaylarla— dolu odalarında bıraktım. Onlara söylediğim gibi, piyon olarak kullanabilmek için onları hayata döndürdüm—ve evet, bu fikri ortaya atan Raphael‘di.

………

……

Ölüleri diriltmek…

Shion’un ölümünden beri Raphael, ruhların yapısını analiz etmekle meşguldü. Şimdi ise neredeyse tüm ilkeleri çözme yolunda emin adımlarla ilerliyor gibi görünüyordu.

İster bir insana ister bir canavara ait olsun, tüm ruhlar belirli bir niteliğe ve niceliğe sahiptir. Veri parçacıkları olarak bilinen maddeden oluşur ve bunlara belirli kuvvetler uygulayıp yöneterek, yaşamı ve ölümü bir dereceye kadar kontrol etmek mümkündür.

Bitkilerin ve hayvanların ruhları sadece çok küçük miktarda enerji barındırır. İnsan ruhları ise kıyasla tonlarca enerjiye sahiptir. Herkese eşit miktarda belirli bir enerjinin verildiğini ve bu ruh enerjisini tam anlamıyla dizginleme yeteneğinin, ruh güçlerinin—ya da özel yetenekler dediğimiz şeyin—ortaya çıkmasını sağladığını zaten doğrulamıştık. Doğumdan itibaren ruhunuza kazınmış olan bu veri, bu güçlerin kaynağıdır.

Peki, veri doğrudan bu enerjinin üzerine mi yazılmıştır? Tam olarak değil. İlk olarak, ruhun içinde şekilsiz dalga boylarından oluşan benlik ve onu çevreleyen veri parçacıkları grubu vardır. Bu, kalp olarak bilinir ve tüm verilerin saklandığı yer burasıdır. Bu kalbi kaplayan kristalleşmiş enerjiye ise ruh diyoruz.

Bizim sahte ruhlarımız, tam da bu kalbin aktarımı için bir kap olarak geliştirilmişti. Böyle sahte ruhların içinde barınan kalplerin kendilerine ait bir enerjileri yoktur, fakat benlikleri vardır. Ruhundaki güç olmadan, ruhun sahibi hiçbir yeteneği kullanamaz ancak benliğiyle hareket edebilir.

Dolayısıyla Caligulio ve arkadaşlarını diriltme yöntemim, gerçek ruhlarının yerine sahte ruhlar kullanmaktı. Temel olarak ruhlarını aldım, içlerindeki “kalpleri” söküp çıkardım ve hayatlarını sürdürmeleri için gereken asgari miktardaki enerjiyle birlikte sahte ruhlara naklettim.

………

……

Bu operasyonun başarı oranı konusunda bazı endişeler vardı ama görünüşe göre her şey işe yaradı, buna sevindim. Ancak sorunsuz da değildi.

İlk olarak, sizi epey zayıflatıyor. Ki evet, tabii ki zayıflatacak—tüm ruh enerjilerini çekip aldım. Ruhlarını aldım ve onları geri vermek için gerçek bir nedenim yok; şikayet etmeye de hiçbir hakları olduğunu sanmıyorum.

Bu sayede artık hiçbir yeteneği kullanamıyorlar. Yetenek verileri kalplerine yazılmış olsa bile, yeterli ruh enerjisi olmadan bunu hiç kullanamazlar. Şu andan itibaren hayatlarının doğal sonuna kadar, tek bir yetenek öğrenme veya kullanma umutları yok.

Bu durum büyü yapma yeteneklerini de etkileyecek ama en azından pratik yaparak geliştirebilecekleri bir şey olmalı. Bir dereceye kadar kavradıklarında, hiçbir ruh gücü kullanmadan büyüden faydalanabilecekler. Büyü bir yetenektir ancak aynı zamanda bir sanattır; bu da vücudunuzdakiler yerine havadaki büyü zerrecikleri (magicules) ile onu aktif edebileceğiniz anlamına gelir. Yani kendilerini onları kazanacak kadar eğittikleri sürece sanatlar hâlâ kullanımlarına açık. Hayatlarındaki her şey için yeteneklerine bel bağlamadıkları sürece, gayet iyi toparlanacaklarını düşünüyorum.

Yani evet, isterlerse tekrar süper güçlü olabilirler fakat işin içindeki enerjinin kalitesi eskisi gibi değil, bu yüzden er ya da geç sınırlara takılacaklar. Unutmayın, sahte ruhu sadece labirentte biraz eğlenmemize yardımcı olacak bir oyuncak olarak geliştirmiştim. Kimsenin ondan mucizeler beklemeye başlamasını istemiyorum.

Yine de bu seferlik yeterince iyi iş gördü. Onları kendi iyilikleri için değil, hakkımızda nefret dolu dedikoduların yayılmasını önlemek için dirilttim. Bunlara dedikodu denip denemeyeceği tartışılır sanırım, ama her neyse.

Yani, kendi bencil nedenleriyle bize saldırıp sonucunda ölüyorlarsa, bu sadece kendilerinin suçudur, başka kimsenin değil. Onları diriltmek gibi bir yükümlülüğüm kesinlikle yok… Ama yine de, dünyada kendime kötü bir ün kazandırmak istemiyorum. Ayrıca bu, ortalama bir imparatorluk vatandaşı tarafından gereğinden fazla nefret edilmemi de önleyecek.

Yine de Raphael‘in deneyinin işe yaraması iyi oldu. Madem hepsi hayata döndü, bu süslü üst düzey yetkililerin yaptıkları her şeyin sorumluluğunu üstlenmelerini sağlayacağım. Hatta şu anda Souei’nin gözetimi altındalar. Ayrıca yeniden canlı olsalar da bunun en fazla geçici bir durum olduğunu belirtmeliyim. Onlara belirli bir derecede özgürlük tanımaya razıyım ama bir şey çıkarsa onları izleyebiliriz—hiç dert değil. Asla elimizden kaçamayacaklar.

Şimdilik onlar hakkında bu kadar yeter. İşimi olabildiğince hızlı bitirmeye çalışıyorum. Caligulio ve diğerleri bu prosedürün işe yarayıp yaramadığını görmek için test denekleriydi ve işe yaradı. Şimdi bunu ölçeklendirme zamanı.

Önümde yaklaşık yedi yüz bin imparatorluk askerinin cesetleri yatıyordu. Tuhaf bir şey olması ihtimaline karşı labirentin içinde, Adalmann’ın 70. Kat alanındaydık.

Savaş alanına çıkıp hepsini buraya ışınlayarak, savaştan toplayabildiğim kadar çok ceset toplamıştım. Gobta, Geld, Gabil ve muhtelif kat muhafızları da bu çabamda bana katıldı.

Buraya serilen cesetlerin hepsi hâlâ diriltilebilecek durumda olanlardı. Dwargon’un Doğu kapısının önüne konuşlanan imparatorluk kuvvetleri hâlâ oradaydı; o çıkmaz devam ediyordu. Jura Ormanı’nı işgal eden dokuz yüz kırk bin kişinin tamamı, Misha, Lucius ve Raymond hariç savaşta öldürülmüştü. Ne yazık ki bunlardan iki yüz kırk bininden fazlası kurtarılamaz durumdaydı. Diriltme büyüsünün imkansız olduğunun söylenmesinin bir nedeni ruhları yoktan var edememenizdir, fakat Testarossa ve diğer iblisler sayesinde bu ruhları emniyete almıştık. Bedenleri elimizde olduğu sürece onları diriltebilirdik ama…

şey, hepsinin arkada kalmış bir bedeni yoktu. Ultima’nın Nükleer Alev‘i birçoğunu adeta buharlaştırmıştı, Testarossa’nın Ölüm Hattı birçoğunun DNA’sını darmadağın etmişti ve Carrera’nın Yerçekimi Çöküşü büyük bir insan topluluğunu kül yığınına çevirmişti.

Ve elimizde bir beden olsa bile bazen bu yine de mümkün olmuyordu. Birincisi, eğer biri sırf dehşet yüzünden öldüyse, ruhun en önemli parçası olan benlik mahvolup çoktan yok olmuş oluyordu, bu yüzden onlar için hiçbir şey yapamıyorduk. Kumara tarafından öldürülen Kanzis buna bir örnekti. Sanırım korku, ölümün eşiğinde kelimenin tam anlamıyla kalbini kırmıştı, bu yüzden ruhunda hiç veri parçacığı kalmamıştı. Ne yazık ki bunları Raphael bile geri getiremiyordu, bu yüzden adam için yapabileceğim bir şey yoktu. Ama bu sorun değildi. Zaten Kanzis gibilerini diriltmeyi planlamıyordum.

Yani dediğim gibi, İmparatorluk’un iki yüz kırk bin askeri temelli ölmüştü… Yine de en başta hepsi ölecekti zaten, bu yüzden yatıp kalkıp durumlarına şükretseler iyi ederler. Geri dönemeyecek olanlar için üzülüyordum ama bazen hayat böyleydi işte. Her şeye gücü yeten bir tanrı değildim neticede. Yoktan var edemezdim.

Ve… Dürüst olmak gerekirse bundan en ufak bir pişmanlık bile duymuyorum. Üç iblis kadının çok ileri gittiğini kabul ediyorum elbette, ama savaş bu. Fazla yumuşak davranıp bu yüzden dilimiz yansaydı, bu inanılmaz derecede aptalca olurdu. Benim için gerçekten önemli olan tek şey kendi halkım; eğer onları hiç tanımadığım yabancılarla tartmam gerekirse, tereddüt etmeden önce kendi halkımı korurum. İşgalci düşmanlara merhamet göstermemiz gerektiğini söyleyen bir aziz gibi ortalıkta dolaşacak değilim. Eğer o kadar mızmız ve pısırık bir aptal olsaydım, gerçekten darbe aldığımızda öne çıkacak durumda olamazdım.

Bu yüzden hayata geri döndüremediğimiz kişiler için kafa yormamalıyım. Kafaya takmamalıyız… Yine de onlar için içimde tarif edilemez bir hüzün var. Sanırım bunca zaman Japonya gibi savaştan uzak bir ülkede yaşamaktan kalan değerlerimi hâlâ koruyorum. Bu kesinlikle bir pişmanlık değil ve yaptığıcımın yanlış olduğunu da düşünmüyorum… …ama yine de alışkın olduğum bir şey değil. Kimsenin ölmesine gerek kalmadan hepimiz mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayabilsek ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

Yine de alanımı işgal eden hiç kimseye asla merhamet göstermeyeceğim. Hatta onları iliklerine kadar dehşete düşürmeyi kendime ilke edineceğim. O ruhlar için dua etmem ikiyüzlülük olur sanırım… Bu yüzden ölüler yerine, hayata geri döndürebildiklerimiz için sessizce dua edeyim.

Kutsal Doğuş—etkinleştir.

Dinlenme odasından henüz yeni çıkan Caligulio ve kurmayları, karşılarındaki manzara karşısında şaşkına dönmüş görünüyorlardı. Bu gidişle gözlerine uyku gireceğinden emin değildim. Benim sorunum değil tabii ama…

Her neyse, şu işi halledip bitirelim. Tüm bedenlere kopyalanmış sahte ruhlar yerleştirildi. Bu bir nevi acil durum olduğundan, kopyalarımdan en iyi şekilde yararlanmamda sakınca yoktu. Hepsi için yeterli sahte ruhu temin etmenin tek hızlı yolu buydu.

Adalmann ve onun üst düzey kutsal büyü kullanıcılarından oluşan ekibi sayesinde bedenleri artık onarılmış ve temiz, düzgün bir duruma getirilmişti. Bu düşman askerleri uğruna yorulmak bilmeden çalıştılar, bu yüzden onlara son derece minnettardım. Tabii Adalmann’ın zaten uyumaya ihtiyacı yok, bu yüzden en büyük çabayı onun sarf ettiğini düşünüyorum. Dürüst olmak gerekirse bu onu savaşta dövüşmekten daha çok yormuş olmalıydı. Bunun için gerçekten tebriği hak ediyordu.

Böylece tüm bu temiz bedenlere sahte ruhlar yerleştirildi. Çok basit bir şeymiş gibi anlatıyorum ama bunun yalnızca Raphael‘in muazzam hesaplama gücü sayesinde mümkün olduğunu söylemeye gerek bile yok.

Ardından, Canlandırma Gizli Sanatı’nın bir nevi akrabası olan Nakil Gizli Sanatı’nı uyguladım. Burada bir ruhu yeniden oluşturmuyordum, bu yüzden o kadar enerjiye ihtiyacım yoktu—fakat her bir bedeni teker teker teşhis etmek muazzam miktarda hesaplama gerektiriyordu. Raphael bunu bir kez daha halletti—ben esasen hiçbir şey yapmıyordum. Gerçekten sadece burada dikiliyor, meditasyon yapıyor ve her şeyi o arkadaşa bırakıyordum. Kişileri anında teşhis etmek için bedenlerdeki genetik bilgileri ruh kayıtlarımızla çapraz kontrol etme biçimi o kadar muazzamdı ki, gerçekten ona Profesör Raphael demeye başlamalıyım. İnanılmaz derecede karmaşıktı, asla taklit edemeyeceğim bir şeydi.

Ancak kenardan izleyen Caligulio ve diğerlerine, her şeyi tek başıma yapıyormuşum gibi görünmüş olmalıydı. Bir noktada bana secde etmeye başladılar—sanki bana tapıyorlar falan gibiydi. Bunun beni aşırı rahatsız ettiğini biliyorsunuz, değil mi? Keşke şunu yapmayı bıraksalar. Beni çok ama çok yanlış anladınız… Ama bu Kutsal Doğuş bitene kadar şikayet etmek için duramazdım.

Böylece bütün bir gün ve gece boyunca, tüm o ilginin altında ben gerginlikten kıvranırken Gizli Sanat işini yaptı. Sonuç, yaklaşık yedi yüz bin askerin başarıyla diriltilmesiydi.

70. Kat, diriltilen askerler için yiyeceklerle dolu sıra sıra basit çadırlarla kaplıydı. Dirilişlerinin ardından kafası en çok karışmış olanlar bile artık sakindi ve herkes, sanki bizzat kendi hayatlarını sindiriyorlarmış gibi sessizce yemeklerine odaklanmıştı.

Büyük bir tencerede pişirilmiş bir yığın sebze ve etten oluşan, yahni benzeri sıcak ve doyurucu bir yemeğin tadını çıkarıyorlardı. Kaos yatışıp askerler yeni gerçekliklerini kabullenmeye başladıkça, çorba üzerlerinde kelimelerle ifade edilmesi zor bir iz bıraktı.

Caligulio da yenilmiş askerlerin arasındaydı ve artık çok daha az gergindi. O ana kadar açlığının farkına bile varmamıştı—fakat anın duygusuna kendini kaptırdıkça, İblis Kralı Rimuru’nun kendisini ve orduda tanıdığı herkesi öldürdüğünü tekrar tekrar, yavaşça idrak etti.

Ancak şimdi canlıydılar… Her ne kadar Rimuru buna geçici bir yaşam dese de.

“Endişelenmeyin; hepiniz son derece ortalama bir ömür sürebileceksiniz. Aşık olabilir, aile kurabilir, çocuk sahibi olabilirsiniz; ne isterseniz. Ama şunu unutmayın: Bize kötü bir şey yapmanızı engellemek için hepinize bazı kısıtlamalar koyduk! Ruhlarınızdaki lanet, bir daha asla bize karşı harekete geçememenizi sağlayacak. Umarım bu konuda hepimiz anlaşmışızdır.”

Herkes sakinleştikten sonra yaptığı konuşmanın bir parçasıydı bu. Ama Caligulio o lanete hiç gerek olmadığına emindi. Kim böyle aptalca bir davranışı ikinci kez tekrarlamaya cüret edebilirdi ki?

Yüzyıllar önce Veldora ile yaşanan felaket, ona tanık olan herkesin içine derin bir korku hissi kazımıştı. Ancak ejderha bir şehri yerle bir edip içindeki herkesi öldürmüş olsa bile, böyle bir felaket insan eliyle de kolayca tekrarlanabilirdi. Belki de bu yüzden, hissedilebilir korkuya rağmen hiç kimse bunun daha büyük başka bir korku tarafından gölgelenebileceğini düşünmemişti. Ya da belki, başlangıçta kurtulanların sayısı daha fazla olsaydı, o temel korku hissi daha çok yayılabilir ve ihlal edilemez bir şeye dönüşebilirdi… Ama hepsi bu kadar olurdu.

Bu sefer ise durum su götürmez biçimde açıktı.

Bir zamanlar ölüydüm ama şimdi hayata geri döndürüldüm.

Tanrı tanımaz bir İblis Kralı‘nın elleriyle.

Böyle akılalmaz bir mucizeye tanıklık ettikten sonra, aralarından tek bir kişi bile ona karşı gelmeye asla cüret edemezdi.

Biz… hayır, ben… fazlasıyla aptaldım.

Hepimizin haddini fazlasıyla aştığının bir hatırlatıcısıydı bu.

Ya da o gerçekten en baştan beri bir İblis Kralı mıydı ki? Caligulio’nun şüpheleri bu raddeye kadar varıyordu. Bu arada Krishna, dirilişin üzerinden sadece tek bir gece geçmesine rağmen Rimuru’ya bir tanrı gibi tapınmaya başlamıştı bile. Şu an bile gözleri hayranlıkla büyümüş halde onun etrafta dolaşmasını izliyordu; bu tam anlamıyla bir ilahlaştırmaydı. Tabii ki ona ilk tapan Caligulio’ydu, bu yüzden laf edecek durumda değildi…

İblis Kralı‘nın bahsettiği bu “geçici yaşam” da bir sorun teşkil etmiyor gibi görünüyordu. Evet, neredeyse tüm savaşma yeteneklerini kaybetmişlerdi ama bu, yaşamı çok zorlaştıracak kadar da değildi. En azından belirli bir seviyeye kadar olan canavarları hâlâ yenebiliyorlardı. Güçleri belki İblis Kralı Rimuru gibi biri için artık önemsizdi, ama Caligulio ve yoldaşlarına göre aralarındaki birkaç kişi hâlâ A seviyesine yakın bir güce sahipti.

Yetenekleri kullanamıyorlardı ve büyü onlar için çetrefilli bir hal alıyordu, ancak yine de iyi eğitilmiş bedenlerine sahiptiler. Ayrıca yaşlanıp elden ayaktan düşene kadar doğal ömürlerini yaşamalarına izin verilecekti. Caligulio bunun yeterince iyi olduğunu düşündü—ve orada bulunan yedi yüz bin yoldaşının tamamı da bu düşünceyi paylaşıyordu.

Etrafta dolaşan tüm bu minnet ve huşu duygusuyla, kimsenin İblis Kralı Rimuru’ya isyan etmeye cüret etmesine imkan yoktu. Tam, eksiksiz ve yürekten gelen bir yenilgiydi. Herkes artık savaşın sadece sona ermesini istiyordu. İmparatorluk’un işgali artık sona ermişti ve tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Slime Olarak Reenkarne Olduğum Zaman (LN)

Tensei Shitara Slime Datta Ken (LN), Regarding Reincarnated to Slime (LN), Tensura (LN), That Time I Got Reincarnated as a Slime (LN), 关于我转生后成为史莱姆的那件事简介, 転生したらスライムだった件
Puan 8
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2014 Anadil: Japanese
Bir adam, iş arkadaşını ve iş arkadaşının yeni nişanlısını yolun dışına ittikten sonra kaçan bir soyguncu tarafından bıçaklanır. Kanlar içinde yerde can çekişirken bir ses duyar. Bu ses tuhaftır ve ona [Büyük Bilge] eşsiz becerisini vererek bakire olmaktan duyduğu pişmanlığı sonlandırır! Onunla dalga mı geçiliyor?!!

Yorum

5 1 vote
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla