5. Cilt’i eline alan herkese selamlar, sizi beklettiğim için özür dilerim. 5. cilde kadar olan tüm ciltleri bir çırpıda satın alan kahramanlar, sizinle tanıştığıma memnun oldum. Ben Carlo Zen.
Bu cilt planlanandan daha geç çıktı ama “Kaytarmıyordum! Elimden gelenin en iyisini yapıyordum!” dediğimde bana inanırsanız çok sevinirim. … Bir manga ve bir TV animesi geliyor!
Pek çok insanın ortak çabası sayesinde bir manga (Chika Tojo çiziyor!) ve anime projeleri yolda.
2013’te Enterbrain’in ne kadar cesur bir yayınevi olduğunu söylerken, tüm bunların gerçekleşeceğini rüyamda görsem inanmazdım.
Demek kahramanların kahramanısın ha, Enterbrain…?
Hayır, belki de bunu bir dereceye kadar öngörmeliydim. Onlarla ne zaman bir toplantı yapsam, bu oldukça kahramanca auralarını hissedebiliyordum.
Evet, o gün… huzurlu bir tatil öğleden sonrasıydı. Bir etkinliğe —yani bir toplantıya— gitmek için dışarı sürüklendiğimde, kendimi sofistike insanların çay yudumladığı bir kafede buldum.
Neşeli bir toplantıydı. “Şurasını biraz daha xx yapın; burasını xx haline getirin” (sansürlendi) tarzı muhabbetin ardından manga, anime, yeni kitabım ve benzeri konuları konuştuk.
Buna da kahramanca demeyecekseniz, neye diyeceksiniz ki?
Ve böylece, her ne kadar hâlâ tam olarak inanamasam da manga ve anime projeleri start alıyor… Sanırım? Bu kadar çok insanın desteğine sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşünüp duruyorum.
Ve şimdi bana emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
Tasarım için Tsubakiya Design’a, tashihat için Tokyo Shuppan Servis Merkezi’ne, editörüm Fujita’ya ve her zaman o harika çizimlere imza atan illüstratörümüz Shinotsuki’ye kucak dolusu teşekkürler.
Ve elbette, en derin şükranlarım beni destekleyen siz değerli okurlarıma. Bir sonraki ciltte tekrar görüşmek dileğiyle.
Ocak 2016 Carlo Zen

1 Partizan Bu bağlamda, düzenli muvazzaf asker olmayıp düzensiz bir milis gücüne mensup olan muharipler anlamına gelmektedir. Kendilerine direnişçi mi, terörist mi yoksa özgürlük savaşçısı mı denmesi gerektiği son derece hassas bir konu olduğundan, burada bu konuya değinmeyeceğim.
2 Grouchy Mareşal Emmanuel de Grouchy, Napolyon’un son mareşaliydi! Son mareşal! Kulağa müthiş havalı geliyor. Sırf başka kimse kalmadığı için atandığı gerçeği hariç tabii…
Waterloo Muharebesi sırasında emrinde kuvvetler bulunan ancak kendi inisiyatifini kullanamayan (yani kendi kararını verip en uygun eylemi gerçekleştiremeyen) bir generaldi.
Emirlere yüzde yüz sadakat her zaman doğru olan değildir. Doğru olan, emirlerin sizden yerine getirmenizi istediği görevi başarıyla tamamlamaktır. Bu tür tartışmalarda gündeme getirilecek klasik bir örnektir.
Bu arada kendisi, aslında şaşırtıcı derecede yetenekli olmasına rağmen tek bir başarısızlığı yüzünden tarih kitaplarında yerden yere vurulan o talihsiz tiplerden biriydi.
3 Davout Mareşal Louis-Nicolas Davout, muhtemelen Napolyon’un en iyi mareşali olarak bilinir.
Askerî dehası Napolyon’u bile kıskandırmakla kalmamış, devlet yönetimi ve organizasyonel idare dâhil pek çok alanda olağanüstü bir yetenek sergilemiştir. Kendisini biraz fazla acımasız bir patron yapan nitelikleri —olağan dışı sertliği ve kurallara bağlılığı, kamu ile özel alanı tavizsiz bir şekilde ayırması ve liyakata olan aşırı inancı— bir kenara bırakılırsa mükemmeldi.
4 Desaix Grouchy gibi o da müstakil bir birlikle harekâttaydı fakat… Marengo Muharebesi’nin top seslerini duyduğunda kendi inisiyatifini kullanarak harekete geçti ve adı dünya tarihine kazındı.
Yenilginin eşiğindeki Napolyon’un komutası altında gözü pek bir şekilde öne atıldı ve “Başka bir muharebeyi kazanmak için hâlen vakit var!” diye haykırdı. Ve düşman kuvvetlerinin üzerine atıldı. Napolyon’u yenilgiden kurtaran ve kendisi de savaş meydanında hayatını kaybeden harika bir generaldi.
5 Pearl Harbor “Tüm okyanusu aşıp Amerikan Pasifik Filosu’na kendi üssünde saldıralım!” demek kolaydır fakat bunu fiilen yapmak tam bir deliliktir.
6 Scapa Flow Scapa Flow doğal bir limandır ve Kraliyet Donanması’nın üssü olarak kullanılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Donanması’na ait Günther Prien komutasındaki U-47, işte bu iyi korunan limana sızmıştır. Gözcüleri atlatarak orada demirlemiş olan zırhlı Royal Oak’u batırmıştır. Ancak Kaptan Prien’in en büyük düşmanı Kraliyet Donanması’nın devriye hattı değil, kendi denizaltısının torpidolarıydı. Demirlemiş gemiye yedi torpido ateşledi ama bunlardan beşi arızalandı… Çılgına dönerek bunun adeta “tahta tüfekle” savaşa gitmek gibi olduğunu söylemişti.
7 Luftwaffe İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman hava kuvvetleri.
