Re:Monster Cilt 4 – Bölüm 6 / 141. Gün

141. Gün

O sabah ikinci muhafız grubunu eğitirken, öğleden kısa bir süre önce Erkek Fatma Prenses’in annesinden, yani Birinci Kraliçe’den bir elçi geldi.

Birinci Kraliçe aşırı derecede dindardı. İbadet ettiği Beş Büyük İlahi İnanç arasında, sözde üst düzey tanrılardan biri olan Ölüm Denizi Tanrısı tarafından kutsanmış durumdaydım. Bu yüzden, kaldığım süre boyunca benimle bir şekilde iletişime geçmeye çalışacağını tahmin etmiş, hatta buna emin olmuştum.

Dürüst olmak gerekirse kulağa belalı ve tehlikeli geliyordu, bu yüzden onunla gerçekten muhatap olmak istemiyordum. Ancak mevcut durumda kraliçenin davetini reddetmek pek mümkün bir seçenek değildi. Bu yüzden istemeye istemeye de olsa öğle yemeği davetini kabul etmek zorunda kaldım.

Yanımda bir refakatçi getirebileceğimi söylediği için Kanami’yi yanıma aldım. Genç şövalyenin eşlik etmesiyle gelen Erkek Fatma Prenses de eklenince, kraliçe ile birlikte yemek yiyen toplam dörttük.

Doğal olarak yakında çok sayıda muhafız ve hizmetçi duruyordu ama onların dışında…

Her neyse, öğle yemeği kraliçenin ikamet ettiği Platin Saray’ın içindeki güzel bir bahçede düzenlendi. Tıpkı Erkek Fatma Prenses gibi, kraliçe de uzun gümüş rengi saçları ve altın sarısı gözleri olan güzel bir kadındı. Ne var ki solgun beyaz cildi, güzellikten ziyade kırılganlık ve halsizlik hissettiriyordu. Yemeğe ev sahipliği yaptığı için ziyafet masası doyurucu et yemeklerinden ziyade ekmek ve sebze ağırlıklı hafif yiyeceklerden oluşuyordu. Bol miktarda et yutmayı tercih eden biri olarak bunu biraz tatmin edicilikten uzak buldum ama Kanami halinden memnun göründüğü için sorun olmadığını düşündüm. Porsiyonlar yetersiz olsa da yemeğin kendisi lezzetliydi, ben de şikayetlerimi sessizce sineye çektim.

Şaşırtıcı bir şekilde kraliçe ile konuşmak kötü bir izlenim bırakmadı.

Aksine, ister saygı ister düpedüz tapınma deyin, derin bir hürmet beslediği birinin önünde duran dindar bir mümin gibi davrandı. İlahi güç elde etmek için beni öldürüp etimi yemeye, arınmak için taze kanımla yıkanmaya ya da kemiklerimden takılar yapmaya çalışacak birine benzemiyordu.

Gerçekten böyle düşünen insanların olduğunu duyduğum için temkinli davranmıştım; fakat görünüşe göre, benim gibi üst düzey bir tanrı —aslında bir Yüce Tanrı— tarafından kutsanmış biriyle karşılaşmasına rağmen kraliçe, bana sadece saygıyla hürmet göstermeyi tercih etmişti.

İçim rahatlayarak, çaktırmadan çeşitli konularda bilgi almak için ağzını aradım. Öğle yemeği sona erdiğinde, bu buluşma benim açımdan da epey anlamlı bir hâl almıştı. Kraliçe hakkında kafamdaki o tehlikeli imaj yıkıldığına göre, belki ilişkimizi ilerletirsek iyi bir dost olabilirdi. Hatta faydalı bir siyasi müttefik olarak bile görülebilirdi.

Gerçekten bir an için böyle düşünmüştüm.

Ancak yemek bitip Kehribar Sarayı’na döndükten sonra, Platin Saray’da bıraktığım avatarım aracılığıyla bir olaya tanıklık ettim. Bana “Kraliçeyle bir daha kesinlikle işim olmaz,” dedirten belirleyici bir olaydı.

Kısaca özetlemek gerekirse olay şuydu: Biz ayrıldıktan sonra kullanılan tabaklar doğal olarak geride kalmıştı. Kullanıldıkları için yapılması gereken normal şey, pırıl pırıl yıkanıp bir sonraki kullanıma hazır hâle getirilmeleriydi. Ancak kraliçe, kullandığım bıçak ve çataldaki lekeleri büyük bir kendinden geçişle —hayır, şehvetle harmanlanmış bir coşku içindeki bir kadının yüz ifadesiyle— özenle, özenle, özenle yalayarak temizledi.

Solgun cildi, gümüş saçları ve altın sarısı gözleriyle tarif edilemez bir çekicilik saçan soylu bir güzel olması bir yana, kullanılmış yemek takımlarını yalarken onu bu kadar mutlu görmek… en hafif tabirle kafa karıştırıcıydı.

Etrafındaki hemen hepsi kadınlardan oluşan Platin Saray muhafızlarının ona samimi bir kıskançlık ifadesiyle bakması karşısında tam olarak ne düşünmem gerekiyordu ki? Hem yalayarak temizlediği tabaklar neden lüks, özel bir kutuya konup kraliçenin yatak odasında sergileniyordu?

Sormak istediğim pek çok soru vardı.

Teoride, en azından. Dürüst olmak gerekirse artık kraliçenin yakınına bile yaklaşmak istemiyordum. Bir avatar aracılığıyla onu dikizlerken bunu söylemeye hakkım olmadığını biliyordum ama duygusal olarak zordu.

Sağduyumu ve daha pek çok şeyi ayaklar altına alan kraliçeye gelince, bu konuyu burada kapatacağım. Şimdilik onunla muhatap olmamaya karar verdim.

O öğleden sonra, bu anıyı zihnimden söküp atmak istercesine klan üyeleriyle antrenman yapmaya odaklandım.

Re:Monster

Re:Monster

Re:Monster -Shisatsu Kara Hajimaru Kaibutsu Tensei-ki-, Re: Monster~Monster reincarnation chronicle starting after being stabbed to death~, Re:Monster ~刺殺から始まる怪物転生記~
Puan 7
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2011 Anadil: Japonca
Tomokui Kanata, talihsiz bir ölüm geçirdikten sonra en zayıf ırk olan goblin ırkının bir üyesi olarak yeniden dünyaya gelmiş ve kendisine yeni bir isim olan Rou verilmiştir. Ancak goblin Rou, alışılmadık bir evrim geçirerek önceki hayatının anılarını korumuş ve yemek yiyerek statü artışı kazanma yeteneği ile kutsanmıştır. En güçlü olanın hayatta kaldığı bu alternatif dünyada, goblin partisi sonunda bu dünyanın kahramanları haline gelecek mi?

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla