Savunma şehri Trient’in içinden geçmeden yanından dolandık. Hava keşifleri ve gelecekte kurulacak uçan goblin birlikleri için hava hizmetkarına dönüştürmeyi planladığım yirmi kadar Falaise Kartalı’nı yakalamakla meşguldüm ki, o tanıdık ve gizemli ses zihnimde bir kez daha yankılandı:
Sistem Bildirimi
[Dünya Destanı 『Siyah Güneş Tutulması İblisinin Masalı』 Yan Kadro Üyesi Asue, Varlık Evrimi geçirdi. Evrim Koşulu “1” tamamlandığı için Tektonik Yıldırım Çekici unvanı bahşedildi.]
Durumunu kontrol ettiğimde Asue derin bir uykudaydı. Görünüşe göre gece boyunca durmaksızın patron avlamıştı. Şimdilik yapacak bir şey olmadığından, detayları öğrenmek üzere tekrar iletişime geçmeden önce uyanması için yaklaşık bir saat bekledim.
Meğer labirentin en alt katında kamp kurup üst üste patron avladıktan sonra Asue rütbe atlayarak Toprak-Yıldırım Lordu, Varyant olmuştu.
Varyant haline gelmek bir Tanrısal Lütuf gerektirdiğinden, bu lütfun hangi tanrıdan geldiğini sordum. Cevabı Deprem Tanrısı’ydı.
Dış görünüşü Yarı Toprak Lordu olduğu döneme kıyasla radikal bir şekilde değişmemişti ancak fiziksel gücü kıyaslanamayacak derecede artmıştı. Ayrıca yeni yetenekler uyandırmış ve boyu yaklaşık dört metreye ulaşmıştı.
Hâlâ Yarı Toprak Lordu olduğu zamanlarla karşılaştırıldığında, cüssesi nispeten dengeli bir boyuta ulaşmıştı. Bu sayede Minokichi sırıatarak gece aktivitelerine nihayet yeniden başlayabileceklerini söyledi. Dürüst olmak gerekirse, gerçekten de enerji doluydu.
Yine de onu tam olarak eleştiremezdim. Zira ben de pek farklı sayılmazdım.
Bu arada, Asue’nin gerçek adı Terra, Toprak Ana İblisi’ydi.
Ayrıca Minokichi’nin Balta-İmha İmparatoru unvanıyla aynı soy zincirinden gelen Tektonik Yıldırım Çekici unvanını kazanmıştı.
Düşününce, benim bir unvanım var mıydı ki? Olduğunu sanmıyordum. Bir sürü beceriye ve yeteneğe sahiptim ama kayda değer tek bir unvanım bile yoktu.
İkisini böyle görmek beni biraz kıskandırdı, itiraf etmeliyim. Her neyse, boş ver.
Ayrıca aynı grupta yer alan Hobusui de Seiji ile aynı rütbeye, yani Yarı Kutsal Işık Lordu rütbesine yükselmişti. Bu sırada, aslen Er Kobold olan Shibainu ise Samuray Kobold’a evrilmişti.
Görünüşe göre Shibainu da gerçek bir isim kazanmıştı: Shiunen-no-Suke.
Ama dürüst olmak gerekirse bu zerre kadar umurumda değildi.
Her kârda bu haberleri Kırmızı Saçlı ve Kısa Saçlı da dahil olmak üzere diğerlerine ilettim. Zaten Asue’yi tanımayan İntikamcı hariç, Dhami dışındaki herkes kulak klipsleri aracılığıyla Asue’ye tebriklerini iletti.
Dhami’nin Asue adına sevinmediğinden değildi bu. Ancak ilk zamanlardan beri bir arada olan iblis soyundan gelme dört kişi arasında, üçüncü Varlık Evrimi’ni henüz gerçekleştirememiş tek kişi kendisiydi. Bu hayal kırıklığı, güzelliğinin üzerine bile hafif bir gölge düşürüyor gibiydi.
Neler hissettiğini anlayabiliyordum ve elimden geldiğince yardımcı olmak istiyordum. Mevcut seviyesini sorduğumda 89 olduğunu söyledi; yani Varlık Evrimi için gereken 100. seviyeye zaten yaklaşmıştı.
Mümkünse üsse dönmeden önce evrimleşmesini istiyordum. Bunu aklımda tutarak, on kadar Falaise Kartalı’nı daha hizmetkar yaptıktan sonra dağ geçidinin ötesindeki tepelik bölgeye yöneldik. Orada Siyah Ogrlarımı, Siyah Trollerimi ve Siyah Fomorianlarımı kullanarak Dhami’ye tecrübe kastırmayı planlıyordum. Issız bir bölgeydi, bu yüzden işler kontrolden çıksa bile etrafa ikincil bir zarar gelmeyecekti.
Kırmızı Saçlı, Kısa Saçlı, İntikamcı ve fırtına lordunun da katılmasını sağladım.
Melez yarı insan yüce ogrlar olan Oro ile Argento da artık adamakıllı eğitimin erken sayılmayacağı kadar büyümüşlerdi. Yine de eğitimin gelişimlerini engelleyecek kadar ağır olmamasını, aynı zamanda güçlenmelerine yardımcı olacak kadar da zorlu geçmesini sağlamak önemliydi. İçlerinde herhangi bir korku veya tiksinti gelişmesini de istemiyordum,
bu yüzden eğitimi keyifli ve kendi istekleriyle sürdürebilecekleri bir hale getirmeye odaklandım. Hem eğlenceli hem de etkili bir eğitim tasarlamak beklenenden daha yorucu çıktı ama ebeveyn olmanın şanındandır.
Oro ile Argento’dan sonra doğan Oniwaka da, muhtemelen standart bir yüce ogrdan daha üst rütbeli bir varlık olan Gelişmiş yüce ogr olmasından ötürü hızla büyümüştü. Eğitime başlayacak kadar geliştiği için onu da eğitime dahil ettim.

Nicola’nın eğitime başlayabilmesi için önünde hâlâ birkaç yıl var. Benim kanımı taşıdığı için normalden daha hızlı büyüyor olsa bile, günün sonunda o hâlâ bir insan. Bu duruma yapacak bir şey yok. Aslına bakılırsa bu kadar hızlı büyüdükleri için anormal olanlar diğer üçü. Bu da her çocuğun kendi bireyselliğinin bir parçası sayılabilir.
Yine de her biri benim için çok değerli.
Öğleden akşam karanlığına kadar kendimizi tamamen dövüş eğitimine adadık. Günün sonunda herkes tartışmasız bir şekilde bir önceki güne göre daha güçlüydü.
Eğitim sırasında katledilen devleri “yüce fedakarlıklar” olarak onurlandırdık ama yine de boşa gitmelerini istemediğim için yiyebildiğim kadarını yedim. Toplamda yaklaşık yüz dev oluşturulmuştu. Devasa boyutları göz önüne alındığında, sınırıma ulaşmadan önce ancak kırk kadarlarını bitirebildim.
Yine de kendi standartlarıma göre bile bu etkileyici miktarda bir yemekti. Bütün bunların vücudumun neresinde kaybolduğu benim için bile bir gizem.
[Yetenek Kazanıldı: Canlılık Artışı!] [Yetenek Kazanıldı: Süper Rejenerasyon!] [Yetenek Kazanıldı: Ogr Katili!]
[Yetenek Kazanıldı: Fiziksel Saldırı Takviyesi!] [Yetenek Kazanıldı: Vurgulu Darbe!] [Yetenek Kazanıldı: Büyük Av Katili!] [Yetenek Kazanıldı: Zırh Kırıcı!] [Yetenek Kazanıldı: Şans Azaltma!]
Kırk dev tüketmeme rağmen sadece sekiz yetenek kazanabildim. Nesli Tükenmiş Tür olan bir Havari Ogr olduğumdan beri yeni yetenekler edinmek gözle görülür derecede zorlaştı. En hafif tabirle can sıkıcı bir durum.
Akşam karanlığı çöktüğünde herkes ayakta duramayacak kadar bitkindi. Bedenleri tere batmış ve çamurla kaplanmıştı. Bazıları eğitim sırasında ciddi şekilde yaralanmıştı ama o yaraları anında iyileştirdim,
geriye sadece küçük çizikler bıraktım. Ancak yorgunluk farklı bir meseleydi. Bu tür bir bitkinlik tamamen silinemezdi ve hareketleri ağırlaşıp hantallaşmıştı.
Ben de oldukça yorulmuştum.
Yaklaşık dört saat sonra Oro, Argento ve Oniwaka için eğitim seanslarını sonlandırdım. O noktadan sonra çoğunlukla demirci ve diğerleriyle sohbet ettiğim için ne tek bir yara aldım ne de fiziksel bir yorgunluk hissettim.
Görünüşe göre mana kullanımında biraz aşırıya kaçmıştım.
Yeniden doğuşumdan bu yana ilk kez, bedenimin derinliklerini daima dolduran mana tükenmenin eşiğine gelmişti. Sanırım bu dünyaya özgü bir durum olan mana tükenmesi sendromunu tetiklemeye yaklaşmıştım. Tam anlamıyla ortaya çıksaydı, bilincimi kaybetmem kaçınılmaz olurdu. Hâlâ o noktanın bir tık gerisindeydim ama bedenim ağırlaşmıştı ve üzerime ezici bir uyku hali çökmüştü.
İyileşmenin en hızlı yolu, daha önce Fomorian’ın yaşadığı dağlarda o kadın büyücüyle karşılaştığımda kullandığım yöntemin aynısıydı: bir mana iksiri içmek. Ben de bir tanesini tek dikişte kafaya diktim. Aslında ilk kez bir mana iksiri içiyordum. Tadını tek bir kelimeyle özetlemem gerekirse, bu “acı” olurdu. Kesinlikle kendi isteğimle
içmek isteyeceğim bir şey değildi.
Yine de mevcut mana kapasitemin sınırlarını öğrenmek kendi içinde değerliydi. Hangi tür dev oluşturursam oluşturayım, her biri yaklaşık elli iskelet yaratmaya eşdeğer mana tüketiyordu. Artık sadece kendi mana rezervlerimi kullanarak oluşturabileceğim maksimum iskelet sayısının beş bin civarında olacağını biliyordum.
Bu sayı beni bile şaşırttı.
Gündüz vakti onları işlemek için klonlarımın yardımına ihtiyacım olurdu ama gerçekten kendimi adarsam, bu seviyedeki bir güç koca bir ulusu devirmeye yeterdi. Gece ise manayı doğrudan karanlığın kendisinden yenileyebildiğim için sonuçlar ortadaydı.
Evet. Çok verimli bir gün olmuştu.
Biriken yorgunluktan dolayı, kendimi battaniyeye sardığım an bilincim kayıp gitti.
[Dünya Destanı 『Siyah Güneş Tutulması İblisinin Masalı』 Yan Kadro Üyesi Dhami, Varlık Evrimi geçirdi.
Evrim Koşulu “1” tamamlandığı için Buzul İmparatoriçesi unvanı bahşedildi.]
[Statü “■■’nin Yasal Eşi” resmen aktifleşti.]
[Gece Göğünün Prensi, Kilit Açma Koşulu “1”: İblis Kralı Yükselişi’ni tamamladığı için “■■’nin Yasal Eşi” üzerindeki mühür kısmen kaldırıldı. “■■’nin Yasal Eşi” unvanı “İblis ■’nin Yasal Eşi” olarak değiştirildi.]
[Dhami’ye “İblis ■’nin Yasal Eşi” unvanı bahşedildi.]
[Unvan: “【İblis■’nin Meşru Eşi】 Resmi Aktivasyonu Tamamlandı. Yeni Unvan 【İblis■’nin İkincil Eşi】 Kilidi Açıldı.”]
[Uygun alıcıların seçimi başlatılıyor…]
[… Seçim tamamlandı. Unvan artık uygun adaylara bahşedilecek.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Kırmızı Saçlı Kısa Saçlı’ya (Luberia Walline) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Demirci’ye (Emery Fullrat) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Abla’ya (Felicia Timiano) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Kız Kardeş’e (Alma Timiano) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Simyacı’ya (Spinel Fean) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Şövalye Hanım’a (Therese E. ) bahşedildi.]
[【İblis■’nin İkincil Eşi】 unvanı Dryad’a (Dorianne Dubue) bahşedildi.]
[Bu noktadan itibaren, yeni şartları karşılayan adaylara unvan otomatik olarak bahşedilecektir.]
