High School DxD Cilt 22 – Bölüm 4 / Hayat. 2 Ve Böylece, Üst-Düzey Bir Şeytanlığa

Hayat. 2 Ve Böylece, Üst-Düzey Bir Şeytanlığa

High School DxD Cilt 22 – Bölüm 4 / Hayat. 2 Ve Böylece, Üst-Düzey Bir Şeytanlığa

Ertesi gün——— Üst-Düzey Şeytan terfi töreninden bir önceki gün.

Şu an belli bir kişiyle birlikteyim ve in cin top oynayan Kuou Akademisi’ni ziyaret ediyoruz.

Ooo, demek Kuou Akademisi burası ha!

Yanımda durup okul binasına bakarak çocuksu bir heyecanla coşan kişi tilki kulaklı bir kız——— Kunou’nun ta kendisi.

Gelecek yıldan itibaren Kuou Akademisi’nin ilkokul kampüsüne katılacak olan Kunou. Akademi’yi gözleriyle görmek istediği için Kyoto’dan kalkıp buralara kadar geldi.

Gerçi şu an ona gösterdiğim bina, hepimizin her gün gittiği lise binası. Ona ilkokul binasını gezdirdikten hemen sonra lise binasını da görmek istediğini söylediği için onu buraya getirdim.

İlkokul ve ortaokul aynı kampüs sınırları içinde yer alıyor. Onlardan biraz daha ötede ise lise kampüsü ve üniversite kampüsü bulunuyor. Buralara bir göz attıktan sonra üniversite kampüsüne geçmeyi planlıyoruz. Çok yakında Rias ve Akeno-san’ın gideceği yer de orası. O yüzden ben de bir bakayım diyorum. Gerçi orayla bir sürü işim olduğu için daha önce defalarca kez gittim ama.

Kunou çoktan ilkokul üniformalarını çekmiş üstüne. Bizim giydiğimiz lise üniformasından farklı olduğu için insanı tazeleyen bambaşka bir havası var tabii. Yani, ben Kuou Akademisi’ne lisenin başında başladığım için anaokulundan ortaokula kadar olan üniformalara pek alışkın olmamam gayet doğal.

Duyduğuma göre Kunou yazdan itibaren Hyoudou malikanesine taşınacakmış. Burada yaşayıp şehre ve ortama iyice alışır alışmaz ortaokula başlayacak.

Derken, Kunou ile okul binasını dışarıdan gezerken tanıdık birine rastlıyoruz.

Ah, eski öğrenci konseyi başkanı Sona.

Eski öğrenci konseyi başkanı Sona’dan başkası değil bu. Girişte durmuş, kafasını kaldırmış okul binasına bakıyor.

Sesimizi duyar duymaz bize dönüyor ve bizi görür görmez gülümseyiveriyor.

Oh, Ise-kun. Nasılsın? Aman tanrım, sen de Kyoto’daki prenses olmalısın sanırım? Şimdi hatırladım da, bahardan itibaren ilkokul kısmına kaydolacağını duymuştum.

Kunou kibarca başını eğiyor.

Siz Sitri-dono olmalısınız. Ben Kyoto’daki yokailerin lideri Yasaka’nın kızıyım, adım da Kunou. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.

Eski başkan, bu resmi tanışmaya tebessümle minnettarlığını sunarak karşılık veriyor.

Eski başkan yeniden binaya doğru kafasını kaldırarak konuşuyor.

İzin günlerimi Kuou Akademisi’ni gezmek için değerlendireyim dedim.

Sanki eski günlerin özlemini çekiyormuşçasına gözlerini hafifçe kısıyor.

…… Buraya ilk geldiğim anı dün gibi hatırlıyorum. Rias beni tutup buraya getirmişti.

Sanırım Rias’ın bana daha önce bundan kısaca bahsettiğini duymuştum. Etrafta pek kimse yokken eski başkanı zorla buraya getirmiş ve ona etrafı gezdirmiş galiba.

Eski başkan Sona konuşmasını sürdürüyor.

Rias, çocukluk arkadaşı olduğum için okuyacağı bu yeri bana göstermek istemişti herhalde. Bana etrafı gezdirirken yüzündeki o mutlu ifadeyi hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Buraya Rias’ın tavsiyesiyle mi kaydoldun peki?

Sorduğum bu soruya eski başkan şöyle yanıt veriyor:

Rias bana bunu doğrudan tavsiye etmedi aslında ama o bana etrafı gezdirirken buranın büyüsüne kapılmış olmalıyım. Normalde Yeraltı Dünyası’ndaki liseye gideceğim çoktan kesinleşmişti ama orayı iptal edip bunun yerine bu akademiye geldim. Kız kardeşimin buraya geleceğimi söylediğimde suratının aldığı o şaşkın hali hatırladıkça gülmeden edemiyorum, ufufu.

Hafifçe güldükten sonra başını öne eğiyor, yüzünde kırılgan ama özlem dolu bir ifade beliriyor.

…… Son üç yılda burada pek çok şey yaşandı. Özellikle üçüncü sınıfa geçtiğimde sürprizlerle dolu olayların ardı arkası kesilmedi.

Eski başkanın da kendine has bir üç yılı olmuştu burada. Rias’tan bambaşka bir bakış açısıyla edindiği tecrübeler.

Ve son üç yıldır arkasından onu sıcacık gözlerle izleyen Leviathan-sama ise——— artık burada değil. Şu anda izole edilmiş bariyerin içinde Trihexa ile bitmek bilmeyen uzun bir savaşın ortasında.

Rias’tan duyduğuma göre, eski başkanın içindeki o keder sözlerle tarif edilebilecek türden bir şey değilmiş.

Çoğu zaman işi ciddiye almayan ablasının nazını çeken eski başkan Sona…… aslında Leviathan-sama için herkesten çok endişeleniyor, onu herkesten çok seviyor ve ona saygı duyuyor.

Mezun olurken ablasının yanında olamayacak olması gerçeğinin onu her şeyden çok üzdüğünü duymuştum.

Leviathan-sama’nın da kız kardeşinin o en parladığı an olan mezuniyetini görmek istediğine eminim……

Derken sahneye yeni biri giriveriyor.

Ah, Başkan. Buradaydınız demek.

Saji bu. Onu aramaya gelmiş gibi görünüyor.

Saji, bir şey mi oldu?

Eski başkan sorunca Saji söze giriyor.

Deminki mesele hallolacak gibi duruyor. Tsubaki-san sizi bulmamı istemişti.

Bunun üzerine eski başkan gözlüğünü kenarından hafifçe kaldırıyor ve her zamanki havalı, ciddi duruşuna bürünüyor.

Anladım. Madem etrafa şöyle bir baktım, artık geri dönsek iyi olur. Şimdilik hoşça kal Ise-kun, terfin için de tebrik ederim. Tören salonunda ben de bulunacağım.

T-Teşekkür ederim.

Eski başkan bunları söyledikten sonra yanımızdan ayrılıyor.

Görünüşe göre Saji’nin de benimle bir işi var, zira efendisi gittikten sonra bana şöyle diyor:

Ha bu arada. Hyoudou, Üst-Düzey Şeytanlığa terfi edeceğini duydum. Tebrikler lan! İleride kesinlikle ben de olacağım!

Saji gülümseyerek beni tebrik ediyor. Sırtıma vurup durmaya başlıyor.

Yani, hâlâ bunca şeyin olduğuna inanamıyorum ama…… yine de sağ ol be.

…… Bu arada, Hyoudou.

Saji aniden ciddileşiyor ve bana soruyor.

Hı? Ne oldu ki?

Turnuva işini ne yapacaksın? Biz kesinlikle katılıyoruz. Ben Sona-başkan’ın emrinde onun [Piyon]’u olarak dövüşeceğim. Sen Rias-senpai’nin emrinde mi katılacaksın? Yoksa sen de———

Kendi takımımla bir [Şah] olarak katılıp katılmayacağımı sormak istiyor olmalı.

…… Sen de tıpkı Vali gibi aynı soruyu soruyorsun. Şey, kim bilir.

Ona geçiştirici bir cevap veriyorum……

Saji ardından kafasını gökyüzüne kaldırarak konuşuyor.

Ben Orta-Düzey Şeytanlığa terfi teklifi aldım.

! Harbi mi lan!? Tebrik ederim oğlum!

Onu tüm kalbimle tebrik ediyorum.

Vay be, bunu duymak çok güzel! Sonuçta o kadar savaşa bulaştıktan sonra buraya kadar hayatta kalmayı başardı adam! Dahası, Sitri grubunun imza attığı en büyük başarının, Derecelendirme Oyunu’nun (Rating Game) üçüncü sıradaki Şahı tarafından tezgahlanan Büyük Kral Bael’in kalesine yönelik kuşatma sırasında gerçekleştiğini duydum.

Sadece Büyük Kral fraksiyonunun değil, İblis Kralı fraksiyonunun da onları ayakta alkışladığını söylüyorlar. İki fraksiyonun da aynı anda olumlu değerlendirmede bulunduğu bir örneğe rastlamak pek kolay değildir.

Bizim iblis soyundakilerin (peerage) terfi ettirilmesine dair söylentiler dolaşıp duruyor, yani Saji’nin de bir teklif alması hiç de şaşırtıcı değil.

Saji ardından mahcup bir edayla konuşuyor.

…… Tsubaki-san’a da terfi meselesi açıldı ama sanırım bu işte en büyük rolü D×D’nin bir parçası olarak girdiğimiz savaşlar oynadı.

Saji derin bir nefes alıyor. Sonra doğrudan gözlerimin içine bakarak soruyor.

Sen…… Benden fersah fersah öne geçip ulaşılamaz hedefim haline geldin…… Ama işte tam da bu yüzden. Seninle baş edip edemeyeceğimden emin değilim ama bana kendi “oyununu” göster. Derecelendirme Oyunu’nda (Rating Game) tozu dumana katmak ikimizin de hedefinin bir parçası değil miydi? O zaman seninle aynı rütbede bir [Piyon] olarak, seninle aynı sahnede durmak istiyorum…… Gerçekten çok istiyorum ulan!

!

Benimle aynı rütbede olan Saji’den delikanlıca, tutku dolu laflar işitiyorum yüz yüze!

Lanet olsun be! Vali. Ve sen. Lafları dolandırmadan doğrudan sadede gelmeyi nasıl başarıyorsunuz her seferinde, harbiden şaşıyorum size!

Sonra Saji kendini toparlayıp özür diliyor.

…… Kusura bakma ya, birdenbire saçmaladım işte. Ciddiye alma sen beni.

Yine de yumruğuyla göğsüme vurmaya başlıyor.

…… Her neyse, ne şekilde olursa olsun karşıma çık. Yeraltı Dünyası’nda yaptığımız maçın benim galibiyetim olduğunu zerre kadar düşünmüyorum zaten. Bu yüzden turnuvada kafa kafaya geldiğimizde o savaşa kaldığımız yerden devam etmek istiyorum. İkimiz de o zamankinden fersah fersah daha güçlüyüz artık.

O savaşa devam etmekmiş———

Geçen yılın yazında ağzımda acı bir tat bırakan bir tecrübe yaşamıştım. Kazandığımı söylemenin bile içime sinmediği o savaş.

O hesabı kapatmayı ben de her zaman içten içe istiyordum zaten.

Ben de yumruğumu Saji’nin göğsüne vuruyorum.

Eyvallah, o gün geldiğinde kaldığımız yerden devam edelim o zaman. Seni Derecelendirme Oyunu (Rating Game) savaş alanında madara etmeyi ben de her zaman aklımdan geçiriyordum zaten.

Bu sözler ağzımdan tamamen doğal bir şekilde dökülüveriyor.

Sanki turnuvaya bizzat katılacakmışım gibi———

Saji bunu kafasında onaylayıp yanımızdan ayrılıyor.

Kunou ile ikimiz baş başa kalıyoruz. Kunou ardından kafasını sallamaya başlıyor.

Ise’nin etrafı da ne çok kanı kaynayan delikanlıyla dolu böyle~!

Ha şöyle, valla dibine kadar haklısın.

Heriflerin bu tutkusu yüzünden içimdeki o şalter atacak gibi oluyor adeta.

○●○———

Ve işte o kader günü geldi çattı——— Üst-Düzey terfi törenimin olduğu gün.

Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri, Rias’ın ailesi ve benim ailemle birlikte Yeraltı Dünyası’nı ziyaret ediyorum. Evet doğru duydunuz, bizim pederle valide de sonunda Yeraltı Dünyası’na ayak bastı. Şey, Kötü Ejderhalar Savaşı sırasında Yeraltı Dünyası’ndaki hastaneye gelmişlerdi ama o tamamen acil bir durum yüzünden gerçekleşmişti.

Bu seferse benim terfi törenim olduğu için akrabalarım olarak buradalar.

Gremory kalesinin muazzam büyüklüğü karşısında nutku tutulan ailemi bir kenara bırakıp, başka bir odada Rias ile törenin son kontrollerini yapmak üzere harekete geçiyorum.

Terfi haberimi aldığımızdan beri evde Rias ve diğerleriyle birlikte törenin işleyişine dair dersler alıp duruyordum ama…… Bugün asıl gün olduğu için öğrendiğim her şey heyecandan uçup gitmiş olabilir kafamdan. Kimseye rezil olmamak adına Gremory kalesinin tören salonunda pratik yapıyor, tüm prosedürleri Rias ile baştan gözden geçiriyorum.

Rias tören salonundaki sunağın önünde durmuş bana talimatlar veriyor.

İblis Kralı-sama (Maou-sama) sana takdim edeceği beratı okuyacak. Onu bana öğrettiğim şekilde yanıtlaman gerekecek. Ardından tacı kafana ben yerleştireceğim. Bu, iblis soyundan (peerage) birinin [Şah] olarak kabul edildiğini simgeleyen ritüeldir. Ve son olarak kendinizi bir [Şah] olarak kaydettireceğiniz o taşa geçeceksiniz. İblis Kralı-sama’nın (Maou-sama) sözlerinden sonra taşa dokunmanda bir sakınca yok. Bu noktaya geldiğinde ritüel neredeyse bitmiş sayılır zaten. Değil mi? Basit, değil mi?

Rias böyle söylüyor söylemesine de! Basın mensupları da dahil olmak üzere pek çok kişinin tören salonuna geleceğini duydum…… Yani öyle ezik ezik haller sergileyemem kimseye!

Ahh, acayip heyecanlıyım ya.

Resmi kıyafetlerimi çoktan üzerime geçirdim bile. Aynı şekilde ritüelde boy gösterecek olan Rias da o al kırmızısı elbisesini giymiş durumda. Salona gidene kadar bile insanların gözü üzerimizde olacağından resmi elbise giymek şart tabii. İşin aslı bizim iblis soyundakiler, yani yoldaşlarım da resmi kıyafetlerini çekti üzerlerine. Kimsenin gözüne batmayacak, son derece şık ve nizami kıyafetler hepsi.

Yine de oraya vardığımızda Rias ile benim ritüel için başka bir resmi kıyafet giymemiz gerekecek. Yani ana elbiselerimiz bunlar değil henüz.

Şimdi düşününce de, buraya geldiğimizden beri Grayfia-san’ı hiç göremedim etrafta.

Kendi iblis soyundan (peerage) bu dünyada kalan tek kişi olan Grayfia-san. İblis Krallarının (Maou-sama) her biri Yeraltı Dünyası’nın geleceğini düşünerek [Vezir]lerini geride bıraktı, bu yüzden Grayfia-san da burada kaldı.

Hizmetçilik görevlerini her zamanki gibi sürdürdüğünü duymuştum ama bugün ortalıklarda hiç göremedim kendisini. Gelgelelim Rias onun için acayip endişeleniyor.

[…… Ablam için çok endişeleniyorum.]

İşte bu şekilde Rias ikide bir içindeki bu endişeyi dile getirip duruyor bana.

O zamandan beri ben de Grayfia-san’ı hiç görmedim. Ama onu gören Rias’ın dediğine göre, Sirzechs-sama o tarafa gitmiş olmasına rağmen Grayfia-san hiçbir şey olmamış gibi her zamanki gibi davranıyormuş……

Sirzechs-sama tam gitmeden hemen önce Grayfia-san’ın gözyaşları içinde ona nasıl sarıldığını gözlerimle görmüştüm. O kadar büyük bir şok yaşamış olması gayet doğal. İşte tam da bu yüzden her zamanki gibi böyle istifini bozmadan sakin davranması beni daha da endişelendiriyor ya……

Duygularını bastırıyor olabilir…… Ama çocukluğundan beri onun elinde büyüyen Rias, onun için gerçekten çok endişeleniyor.

Umarım sonradan bu sıkıntı yüzünden yığılıp kalmaz……

Rias-sama, Waka-sama, vakit geldi.

Hizmetkar bize haber veriyor. Nihayet vakit geldi çattı!

Gremory kalesinin kasaba istasyonundan trene binecek ve başkent Lilith’e doğru yola çıkacağız. Trendeyken etrafımızda kuş uçurtulmuyor, sıkı bir koruma altındayız. Eh, malumun ilamı tabii. Gitmekte olduğumuz yer ana baba günü. Etraf, sivil halktan ve haber kanallarından gelen Şeytanlarla dolu.

Hyoudou Issei-san, şu an ne hissettiğinizi söyler misiniz lütfen!

Dünya Derecelendirme Oyunu Turnuvası’na katılacak mısınız!? Sizinle aynı yaşta olan Sir Sairaorg Bael ve Lady Sona Sitri katılabileceklerini açıkladılar bile——

Flaşlar ardı ardına patlıyor, gözlerim kamaşıyor. Medyadan üzerime yağmur gibi soru yağıyor ama hepsi bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor. Önceden hiçbir şey söylememem tembihlendiği için aklımda tek bir şey var: Bir an önce trene binmek.

Sonunda kendimi trenin içine atıp koltuğuma kuruluyorum. Çok geçmeden tren hareket etmeye başlıyor. Nihayet derin bir nefes alıp rahatlayabiliyorum. …… Aaaaaah, içim söküldü resmen ya, bu ne böyle. Daha ritüel başlamadan pestilim çıktı… H-Herkesin bana bu kadar odaklanacağını hayal bile edemezdim… Yani, bana daha önce söylenmişti söylenmesine ama düşündüğümden de fenaymış… Ritüelden hemen sonra bir parti varmış, resmi kıyafetleri ancak ondan sonra çıkarabilecekmişim. Yani kısacası, bütün gün kaçacak yerim yok.

Tren kalkalı daha az bir zaman olmuşken. Ravel aniden dışarıdaki manzarayı işaret ediyor.

Devasa, kubbe şeklinde bir stadyum göze çarpıyor.

Duyduğuma göre o stadyum, yaklaşan Dünya Turnuvası’nın arenalarından biri olarak kullanılacakmış.

Ben de kafamı çevirip stadyuma bakıyorum. Harbiden devasa bir şey. Tokyo Kubbesi’nden bile kat kat büyük. E yani, ne de olsa Derecelendirme Oyunu dediğin kocaman bir savaş alanında oynanır. Bu kadar devasa olması çok doğal.

Arenaların çoğu Yeraltı Dünyası’nda, Şeytanlar ile Düşmüş Melekler’in bölgesinde olmayacak mıydı ya?

Ağzımdan bu sözler dökülüveriyor.

Duyduğuma göre Derecelendirme Oyunu buradan çıktığı için Dünya Turnuvası’ndaki mekanların çoğunu Yeraltı Dünyası, daha doğrusu Şeytan tarafı sağlayacakmış. Düşmüş Melekler de Şeytan tarafına destek olacakmış. Azazel-sensei’den Düşmüş Melekler tarafında hâlâ kullanılabilir alanlar olduğunu ve her gücün VIP üyelerine tatil evleri sunduklarını duymuştum.

Stadyumu hazırlamak için bu boş alanları kullandılar herhalde.

Araya Rias giriyor.

Diğer tüm mitoloji dünyaları hâlâ Trihexa’nın son saldırısının yaralarını sarmakla meşgul. Bu yüzden en az hasarı alan Yeraltı Dünyası stadyumları sunuyor.

Ravel onun kaldığı yerden devam ediyor.

Oyun bu topraklardan doğduğu için, ilk Dünya Turnuvası’nın maçlarının çoğunun burada yapılmasına karar verildi.

Sohbeti devam ettiren kişiler ise bizimle aynı trende olan Rias’ın anne ve babası oluyor.

Rias’ın babası söze giriyor.

Yine de dünyamızdaki oyun düzenleme komitesinin büyük bir kısmı bu yaklaşan dünya turnuvasında yer almıyor. Turnuvayı Ajuka-dono önderliğindeki seçkin bir ekibin yöneteceğini duydum.

Hile skandalının ortaya çıkmasıyla bir ilgisi var sanırım, değil mi?

Rias’ın babası sorum üzerine başını sallıyor ve parmağını kaldırıyor.

İşi o kısmı tabii ki var ama bir sebebi daha mevcut. Görünüşe göre diğer güçler de Derecelendirme Oyunu’nu bir eğlence sektörü olarak benimsemekle ilgileniyor. Bu yüzden her grubun görevlilerine oyunun işleyişi öğretilecek.

Şimdi anladım. Oyunun dünya çapında bir eğlenceye dönüşeceği muhabbetini duymuştum ama bu turnuva sayesinde diğer tarafların görevlilerine kuralları tek seferde öğretecekler demek ki. Eh, oyunun popülaritesi her tarafta artarsa, farklı güçler arasında yapılacak Derecelendirme Oyunları ortalığı kasıp kavurur valla.

Rias’ın babası açıklamaya devam ediyor.

Derecelendirme Oyunu küresel bir boyut kazanıp tüm güçlerin takımları arasında transfer ve oyuncu değişimi mümkün hâle geldiğinde, coşku katlanarak artacak.

Yani Derecelendirme Oyunu gelecekte sadece Şeytanlara özel olmayacak, öyle mi?

Sorum gayriihtiyari ağzımdan kaçıyor.

Gelecekte Melekler de bu oyunu oynayacak. İskandinav mitolojisinde bile popüler olacak, hatta bizim memleketteki Japon yokaileri bile oynayabilecek. Derecelendirme Oyunu sadece Şeytanlar için değil, herkes için olacak. Ulan, bunun gerçekleştiğini kesinlikle görmek istiyorum!

Rias pencereden dışarı bakarak mırıldanıyor.

…… Diehauser Belial-sama bunu bilseydi kimbilir ne kadar heyecanlanırdı.

…………

Bu sözler üzerine vagondaki herkes suspus oluyor.

Karmaşık duygularının kurbanı olup suça sürüklenen İmparator Belial. İnsanlar onun Derecelendirme Oyunu’nu herkesten çok sevdiğini söylerdi. Kendisini yenebilecek birinin özlemini çekiyordu. Oyun uluslararası bir boyuta taşınırken belki de onu yenebilecek birini bulabilirdik. Ama ne yazık ki kendisi şu an demir parmaklıklar arkasında. Devrim niteliğindeki bu Derecelendirme Oyunu başlamak üzereyken Şampiyon’un aramızda olmaması… Gerçekten büyük bir kayıp.

Ben de onunla bileğimin hakkıyla dövüşüp onu yenmek isterdim. Agreas’tayken ona karşı hiç şansım yoktu. Ama bir dahaki sefere her şey bambaşka olacak…!

—Ben de Şampiyon’a meydan okuyup onu devirmek istiyorum!

Ama Rias’ın takımında mı? Yoksa——

Kafamın içi iyice karıştığı için kafamı iki yana sallayıp düşüncelerden sıyrılmaya çalışıyorum. Şu an odaklanmam gereken tek şey ritüeli kazasız belasız tamamlamak.

Şampiyon konusunu kafa yormayı başka zamana erteliyorum.

O sırada gözüm, koltuklarında kazık gibi oturup ecel terleri döken annemle babama takılıyor.

…… Bu arada, baba, anne. İkiniz de acayip gerginsiniz… İyi misiniz siz?

Babam titreyen bir sesle cevap veriyor.

E-Evet, t-tabii ki iyiyim! Değil mi, hatun?

E-Evet, elbette iyiyiz! Hiç görmediğimiz bir yere geldiğimiz için gerginden veya oğlumuzun en gururlu anına tanıklık edeceğimiz için heyecandan ölüyor falan değiliz yani!

Ulan, ilk defa büyükşehre gelmiş köylüler gibi davranıyorlar resmen! Of ya, Rias’ın ailesinin önünde şöyle davranmıyorlar mı, rezil oluyorum! Bakmaya yüzüm kalmadı valla!

Bizimkilerin bu halini gören Rias’ın babası, rahatlamaları için nazikçe konuşuyor.

Lütfen gerilmeyin. Sizden tek istediğimiz tören salonunda onun akrabaları olarak yerinizi almanız.

Rias’ın annesi de neşeli bir ifadeyle lafa giriyor.

Çok doğru. Tek yapmanız gereken oğlunuzu gurur dolu gözlerle izlemek. Sahneye çağrılacak olanlar sadece bu gecenin yıldızı olan Ise-san ve onun [Şah]’ı olan Rias.

…… Ş-Şimdi daha çok gerildim işte.

Kendi kendime böyle mırıldanıyorum. Ulan, bugünkü etkinliğin ana başrolü benim ya! Üstelik ritüelin başlamasına sadece birkaç saat kaldı! Aaaaaaaaah, o kadar medyanın karşısında ritüele çıkacağım resmen! Bu sadece Yeraltı Dünyası’nda değil, diğer güçlerin televizyonlarında da canlı yayınlanacak değil mi? Heyecandan ölüp ölüp diriliyorum, kalbim güm güm atıyor, patlayacak sanki!

Kazık gibi durduğumu gören Rias bana gülümsüyor.

Bundan kat-i suretle daha büyük badireler atlattın, artık böyle şeylere alışman gerek, tamam mı? Loki’yi ve Rizevim’i devirmek gibi çok daha büyük işler başardın sen.

A-Ama onlar savaştı! Böyle resmi ritüellerle alakası bile yok ki!

Arkadaşlarım bile bu kadar kaskatı kesildiğimi görünce kıkırdamadan edemiyor.

Tüh sizin sıfatınıza be! Akrabalarım olarak koltuklarda oturup keyfinize bakacaksınız tabii, tuzunuz kuru!

Bizimkilerle Rias’ın ailesi de hemen yanlarında neşeyle koyu bir sohbete dalmış durumda.

Rias’ın babası cebinden süt dolu bir kap çıkarıp tutkuyla anlatmaya başlıyor.

Bu arada, böyle bir şey ürettik. İsmi “Göğüs Ejderi Sütü”. Gremory bölgesindeki ineklerden topladığımız sütü özel bir imalat yöntemiyle işleyerek hazırladık ve——

Bizimkiler de bu açıklamayı merakla dinliyor, kafalarını sallayıp duruyorlar.

Vay be, demek bu da oğlumuzun unvanına dayanan ürünlerden biri——

Ooo, boğazımdan öyle yağ gibi kayıp geçti ki, hafif de tatlı bir aroması var! Çocuklar da yaşlılar da bayılır buna—— Yaza doğru bunun seri üretimine geçip telifini de doğrudan oğlunuza aktarmayı planlıyoruz——

Bizimkilerde ne heyecan kaldı ne gerginlik, pürdikkat Rias’ın babasını dinliyorlar.

Aman, varsın bir tek ben ecel terleri dökeyim, neyse.

Böylelikle tren, İblis Kralı bölgesine varıyor———

○●○———

İblis Kralı bölgesindeki istasyona varıyoruz. Ardından sıkı güvenlik önlemleri altında tören salonuna gitmek üzere birkaç limuzine biniyoruz. Limuzinlerin etrafını sarmış birden fazla koruma aracı var…… Ulan, sırf benim terfim için ne kadar para ve adam seferber etmişler böyle…… Gerçekten büyük gurur.

Çok geçmeden tören salonuna varıyoruz. İçeri girip hazırlıklara başlıyoruz. Benimle ilgilenen görevli beni yönlendiriyor ve ritüel için özel olarak hazırlanan resmi kıyafetlerimi giyiyorum.

Saçlarımı arkaya yatırıyorlar, yüzüme de erkekler için yapılan o hafif makyajdan sürüyorlar. Buraya kadar gelmişken kendimi tamamen görevlinin hünerli ellerine bırakıyorum. Hiç itiraz etmeden akışa uyuyorum.

Hazırlıklar bitince beni bekleme odasına alıyorlar. Hemen ardından ritüel elbisesi içindeki Rias beliriyor.

———İnanılmaz güzel görünüyor!

Rias makyaj yapınca afetidevran bir şey olmuş resmen! Saçlarını yukarıdan toplamış, elbisesi ışıl ışıl parıldıyor! Dudaklarındaki ruj da ona ayrı bir olgunluk, ayrı bir hava katmış.

Tuhaf mı görünüyorum?

Ona gözlerimi ayırmadan baktığım için şüphelendi herhalde. Üstünü başını süzmeye başlıyor.

Yok ya! Büyüleyici görünüyorsun!

Başparmağımı kaldırarak ona onay veriyorum.

Vakit geldi. Rias’la birlikte tören salonunun kapısına doğru ilerliyoruz. Rias’ın arkasında duruyorum, kapı açıldığı an onu takip etmem gerekecek.

Çift kanatlı büyük kapının iki yanında muhafızlar bekliyor. Etrafımız güvenlikten sorumlu askerler ve diğer görevlilerle dolu.

Of ya, kalbim güm güm atmaya başladı yine! Bunu yüzüme gözüme bulaştırmadan yapabilecek miyim acaba? Tam endişeye kapılmışken Rias arkasını dönüp bana gülümsüyor.

Her şey yolunda gidecek. Bu senin başarını kutlamak için düzenlenen bir tören. O yüzden herkese göster. Geçtiğimiz bir yıl boyunca katettiğin yolun, kazandığın tüm deneyimlerin meyvesini göster.

!

O bir yıl boyunca yaşadıklarımın meyvesi……

Bu duygular içerisindeyken Üst-Sınıf Şeytan terfi törenim nihayet başlıyor. Trampetler çalmaya başlıyor. Giriş müziğimiz eşliğinde çift kanatlı devasa kapı yavaşça aralanıyor.

Önümde açılan o devasa alanda gördüğüm şey———resmi kıyafetleri içindeki üst düzey yetkililerin görkemli tören salonunda dizilip beni alkışlayarak izlemeleri oluyor.

Rias önden adımlıyor. Ben de arkasından, hem komik görünmeyecek hem de ondan geri kalmayacak bir tempoyla takip ediyorum.

Şöyle bir göz gezdirdiğimde bizim Kulüp üyelerini görüyorum; Sitri grubu ve Sairaorg-san da buradaymış. Hah, Vali ve ekibi de salonun köşesindeki sütunun orada duruyor.

Sunağa doğru yürürken, Rias’ın bahsettiği o son bir yıl bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmeye başlıyor.

———Ben Rias Gremory. Ben bir Şeytan’ım. Ve ben senin Efendi’nim. Tanıştığımıza memnun oldum, Hyoudou Issei-kun. Sana Ise diyebilir miyim?

Bütün bu macera benim ölümüyle başladı.

———Ahahahaha! İmkânsız bu! Çünkü o öldü! O kız öldü gitti, anladın mı? Onu koruyup koruyamaman meselesi değil bu. Onu koruyamadın işte! O akşam da koruyamadın, şimdi de koruyamıyorsun! Gerçekten tuhaf bir çocuksun! Çok eğlenceli!

Raynare…… Şimdi nasıl Üst-Sınıf bir Şeytan olduğumu görebiliyor musun? Artık kimsenin gözlerimin önünde ölmesine izin vermeyeceğim.

———Ateş Kuşu ve Fenghuang! Klanımızın Anka Kuşu kadar yüce görülen cehennem ateşi! Bunu bizzat bedeninde hisset ve küllerine ayrıl!

Çok sıcaktı. Raiser, senin ateşin o zaman da, rövanş maçımızda da iliklerime kadar yakıcıydı.

———Hayır. İntikamımı alabilmek için yaşıyorum ben. Kutsal Kılıç Excalibur. Onu yok etmek benim yaşama sebebim.

Heh, Kiba. Bir zamanlar sen de böyle söylerdin. Tosca-san’a iyi bak.

———Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın yanlış olduğunu mu düşünüyorsun? Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın çürüyeceğini mi sanıyorsun? Üzgünüm ama durum hiç de öyle değil. Sen de ben de gayet sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam ediyoruz işte. ———Tanrı olmadan da bu dünya dönmeye devam ediyor.

Haklıydın Azazel-sensei. Tanrı’nın yokluğuna rağmen bir şekilde idare etmeyi başardık.

———Ise-san, seni seviyorum. Her zaman yanında kalacağım.

Ben de seni seviyorum, Asia. Sonsuza dek birlikte olalım.

———Senin barış dediğin şeyde canı yananların da olduğu anlamına gelir bu.

Vali. Eskiden bana böyle söylemiştin. Ama belki de senin hayal ettiğin barışla benimki şu an aynı şeydir.

———Hyoudou Issei! Kaybetmeyeceğim! Gerçekleştirmem gereken bir hayalim var!

Sairaorg-san, seninle karşılıklı yumruklaşmam benim en büyük gururumdur.

———…… Dost mu? Dost olursam bundan çıkarım ne olacak?

Ama dost olmak sana da iyi geldi, değil mi Ophis?

———Emin olmak istiyorum. ———Hyoudou Issei. Sen tam olarak nesin?

Ben sadece kendimim, Cao Cao. Kendim kalarak Üst-Sınıf bir Şeytan olacağım.

———Seninle birlikte ortalığı kasıp kavurma hırsı bende de var!

Elbette Ravel. Zavallı herifin tekiyim ama hırsımı gerçekleştirebilmek için sana gerçekten ihtiyacım var.

———Rias-buchou, Akeno-san, Koneko-chan, Yuuto-senpai, Asia-senpai, Xenovia-senpai, Irina-senpai, Ravel-san, Rossweisse-san, Azazel-sensei ve Kızıl Ejder İmparatoru—Ise-senpai. Hepiniz benim çok değerli yoldaşlarımsınız sonuçta———

İster Gya-suke ol ister Balor, sen benim değerli küçüğüm ve Gremory’nin güçlü bir üyesisin.

———Hey, Ise-kun. Eğer bir gün onlar tarafından kullanılırım da kontrolümü kaybedersem…… lütfen beni öldürür müsün?

Rossweisse-san, bir daha asla böyle bir şey söylemene izin vermeyeceğim.

————Bir meleğin öpücüğü! O manzara o kadar büyüleyiciydi ki. İnsan ister istemez böyle öpmek istiyordu işte.

Harbi diyorum, senin sayende muhteşem bir Noel geçirdim. Asla unutamayacağım bir öpücük oldu.

———Herkes Kuoh Akademisi’ni mutlu bir yer hâline getirsin. Hayır, bunu ben yapacağım. O yüzden lütfen herkes bana destek olsun.

Dört gözle bekliyorum, Xenovia-kaichou! Ne zaman istersen yardıma koşarım.

———Yeniden doğmuş ve görünüşü değişmiş olsa bile o hâlâ benim evladım, değil mi?

Elbette öyleyim. Ben annemle babamın oğluyum. Aradan on bin yıl geçse bile bu asla değişmeyecek.

———…… Azazel senin onun son ve en iyi öğrencisi olduğunu söylemişti……

……………………

…………

Neden burada değilsin ki? ———Sensei, en gururlu anım olacak bu sahneyi sana da göstermek isterdim.

Sunağa doğru yürürken tüm bu yaşananlar bir bir gözümün önüne geliyor ve içimde tarif edemeyeceğim bir duygu selinin biriktiğini hissediyorum.

Ama gözyaşlarımı tutmam gerek. Henüz ağlamaya hakkım yok. Asıl maraton şimdi başlıyor.

Altı üstü bir yıl———. Ama dolu dolu geçen, olaylarla çalkalanan koskoca bir yıl———.

Böyle bir yılı… muhtemelen bir daha asla yaşayamam.

Zorlu ama bir o kadar da eğlenceli geçen koca bir yılı geride bıraktım. Geçtiğim yolların gururuyla sunağın önünde duruyorum———.

Tam o anda, ortağımdan tebrik sözleri işitiyorum.

[Tebrikler ortak.] [Buralara kadar gelmekle iyi iş çıkardın.] [Balance Breaker’a ulaştın, Juggernaut Drive’dan sağ çıktın ve bana Kızıl Ejder İmparatoru olmanın yepyeni boyutlarını gösterdin.] [Şeytan ve Ejderha olan, içinde alev alev yanan bir hakikati barındıran dostum; bundan sonra da iyi anlaşalım.] [———”Alev Alev Yanan Hakikatin Kızıl Ejder İmparatoru (Issei)”.]

Eyvallah, sağ olasın Ddraig. Yanımda sen olduğun için savaşabildim. Bundan sonra da bana iyi bak, Galler Ejderi Y Ddraig Goch!

Sunağın başında beni bekleyen kişi ise o karizmatik İblis Kralı cübbesi içindeki Ajuka Beelzebub-sama oluyor. …… Ah, Sirzechs-sama da onun yanında olsaydı kim bilir ne kadar mutlu olurdum.

Seni bekliyordum. Bundan böyle sen de muazzam bir Üst-Sınıf Şeytan olacaksın.

Bana bu sözlerle seslenen İblis Kralı-sama’nın önderliğinde ritüel nihayet başlıyor.

Ve böylece, sıradaki gösteri——

Rias’la birlikte sunağın yanındaki sandalyelere oturup tören sunucusunun yönlendirmelerini takip ediyoruz.

Bu tören için bizzat şarkı söylemek isteyen en iyi opera sanatçılarından biri performansına başlamak üzere. Sunağa kurulan mikrofon standının önüne geçiyor ve şarkısını söylemeye başlıyor.

[Üüüülkenin birrrr köşesinde yaşaaaayan Göğüüüüüs sevdalısı bir Ejderha varmış~.]

O kadife gibi güzelim sesle söylemeye başladığı şey Göğüs Ejderi’nin şarkısıydı resmen!

[Eeeejderha, Eeeejderha, Göğüüüüüs Ejderhası~.]

O muazzam sese rağmen bu şarkı karşısında ne hissedeceğimi bilemiyorum arkadaş!

Tören salonundaki bizimkiler bile ne tepki vereceklerini bilemeyip suratlarını ekşitmiş durumdalar!

Ama nedense Rias’ın babası acayip duygulanmış bir ifadeyle dinliyor! Kadını çağırmakla ne kadar harika bir karar verdiğini düşünürcesine kendinden geçmiş durumda!

Rias’ın ise yüzü kıpkırmızı kesilmiş, kaşı seğirip duruyor! Ah, bu gidişle Rias’ın babası törenden sonra kızı tarafından sağlam bir azarlanacak, kaçarı yok.

Şarkının ardından ritüel nihayet asıl kısmına geçiyor. Rias ile ben sunağın önünde duruyoruz, ilk gerçekleşecek şey sertifikanın teslim alınması. İblis Kralı Ajuka Beelzebub-sama sertifikada yazılanları okumaya başlıyor.

Tüm bu sebeplerden ötürü, Rias Gremory’nin hizmetkarı Hyoudou Issei, seni resmi olarak bir Üst-Sınıf Şeytan ilan ediyorum.

Tek dizimin üzerine çöküp sertifikayı minnetle teslim alıyorum. Şimdi sıra benim repliğimde.

Benim için büyük bir onurdur.

Ağzımdan bu sözler dökülüyor, içim ise bambaşka duygularla çalkalanıyor.

Böyle durumlarda süslü püslü laflar eden ya da destan gibi uzatanlar olduğunu duymuştum. Ama bana en iyisinin sade bir yanıt olduğu söylendiği için düz bir cevap verdim. Yani, ağdalı ağdalı laflar etmek benim gibi bir lise öğrencisinin harcı değil zaten!

Herkes net bir şekilde görebilsin diye bir kez ayağa kalkıp sertifikamı kalabalığa doğru açıyorum. Vay anasını, birden alkış yağmuru ve flaş patlamaları kopuyor!

Ardından sertifikayı bana yardımcı olan görevliye teslim ediyorum. Sıradaki ritüel, efendim olan Rias’ın kafama bir taç takma töreni.

Rias ile ben sunakta karşı karşıya duruyoruz. Tekrar dizlerimin üzerine çöküyorum. Rias, görevlinin uzattığı tacı teslim alıyor. Ve ardından———tacımı kafama yerleştiriyor. Gerçek bir taç gibi göründüğü için ağırlığını iliklerime kadar hissedebiliyorum.

Salondan bir kez daha alkış tufanı kopuyor. Tamamdır, bununla birlikte taç giyme ritüeli de sona ermiş oluyor.

Törenin son kısmı için İblis Kralı Beelzebub-sama bir kez daha sunağa gelip elini kaldırıyor. Derken kafamızın üstünden simsiyah parıldayan taş bir anıt süzülerek iniyor. Havada asılı duran taş bir anıt.

Demek Üst-Sınıf Şeytan olarak kaydolmak için şart olan o anıt buymuş. Buna dokunduğunda hem Üst-Sınıf Şeytan hem de bir [Şah] olarak gerekliliklerin tamamlandığını duymuştum.

Şimdi, çiçeği burnunda [Şah], Hyoudou Issei. Anıtın önünde dur——

İblis Kralı-sama beni teşvik ediyor.

Sol elimi auramla kaplayarak öne doğru bir adım atıyorum———ve ardından anıta dokunuyorum.

Güm güm! O an kalbim öyle bir çarptı ki, sesi kulaklarımda çınladı resmen! Şimdi anladım. Bu anıt, Şeytani Taşlar ile aynı maddeden yapılmış.

Anıt kırmızı bir ışıkla parıldıyor———hayır, al kıpkırmızı bir renkle parıldayıp bir anlığına el izimi çıkarıyor. Ve ardından tekrar normal anıt haline dönüyor.

Galiba…… kayıt işlemi bununla bitti, değil mi?

Derken İblis Kralı-sama’dan küçük bir kutu alıyorum. Kutuyu açtığımda karşımda duran şey———tam 15 tane Şeytani Taş!

B-Bunlar tamamen bana ait Şeytani Taşlar! Bunca zamandır deliler gibi arzuladığım şey nihayet ellerimin arasında……!

Böylelikle törenin en kritik, en hayati kısmı tamamlanmış oluyor. Bundan sonrasında tören sunucusu tarafından konukların tebrik mesajları okunuyor.

Rias ile benim üzerimize düşen rol bittiği için koltuklarımıza oturup derin bir nefes alıyoruz.

Bütün program sona erdikten sonra Rias ile birlikte sahneden ayrılıyoruz. Biz ayrılırken herkesin ayakta alkışlaması karşısında büyülenip kalıyorum!

Soyunma odama geri dönüyorum. Şöyle kana kana bir su içtikten sonra nihayet sakinleşebiliyorum.

Ritüelim bittikten sonra benimle konuşan ilk kişi———efendim Rias oluyor.

Tebrik ederim Ise.

Çok teşekkürler! Doğru düzgün yapabildim mi acaba?

Kesinlikle yaptın. Muhteşemdin.

Rias’ın bana muhteşem olduğumu söylemesi yok mu, havalara uçuyorum resmen!

Derken diğerleri de sahneden ayrılmaya başlıyor. Bizim tayfa birer birer odama doluşuyor.

Diğerleri beni tebrik ederken annemle babam gözyaşlarına hakim olamıyor.

Orada tam olarak ne döndüğünü anlamadım ama Ise’yi o spot ışıklarının altında görmek gözlerimi yaşarttı valla! Değil mi, bey!?

Çok haklısın hatun. Oğlumuzun babasından daha yüksek bir statüye ulaştığını görmek benim de içimi bir hoş etti valla! Bu arada, Üst-Sınıf Şeytan olmanın ne gibi ayrıcalıkları var? Maaşına zam geliyor mu mesela?

Babam omzumdan tutup şöyle diyor.

Ise! Madem makamca benim üstüme çıktın, priminle bize şöyle güzel bir tatil bileti alsana be oğlum! Annenle birlikte tura çıkmak benim en büyük hayallerimden biriydi!

Kusatsu’nun o sıcak kaplıcaları pek bir güzel olurdu hani.

O-Onsen turu demek. İ-İstediğiniz sadece buysa, o arzunuzu hemen gerçekleştirebilirim sanırım ya.

Daha da önemlisi, ben şimdi babamın üstü haline mi geldim? Tamamen farklı alanlarda çalıştığımız için bir yorum yapamıyorum ki.

Rias araya girip anne babama sesleniyor.

Ne kaplıcası, çok daha fazlası! Ise’nin şu anki statüsüyle dünya turuna çıkmak işten bile değil.

D-D-Dünya tuuuuuuuuru muuuu~!!?

İkisi de Rias’ın bu sözleri karşısında şoka giriyor, zangır zangır titremeye başlıyorlar.

Tatilin kalitesi bir anda on katına çıktı iyi mi! Kusatsu’dan dünya turuna he……! Sanırım hayırlı bir evlat olmak için eşek gibi çalışmam gerekecek!

Derken bu sefer odamda hiç beklemediğim iki kişi beliriyor.

! Demek buradasın.

Raiser bu! Demek o da salondaydı!

! Geldin demek! Ben böyle söyleyince Raiser yüzü kızararak cevap veriyor.

Hmph, davet edildiğim yere icabet etmek benim tarzımdır. Hem bugün buraya bir nevi koruma olarak geldim.

Koruma olarak mı?

Meraklanıyorum ama Raiser’ın baktığı yönden soyunma odasına giren kişi———çok tanıdık bir hanımefendi oluyor.

Hyoudou Issei-san, nasılsınız? Üst-Sınıf bir Şeytan olduğunuz için sizi bizzat tebrik etmek istedim.

Ravel’in annesi! Mevcut Phoenix Hanedanı Lideri’nin hanımefendisi!

A-Aman efendim, Ravel’in annesi değil mi bu! Gerçekten uzun zaman oldu! Çok ama çok teşekkür ederim!

Saygıyla başımı eğerek karşılık veriyorum! Ravel’in annesinin bizzat buraya geleceğini hiç ama hiç tahmin etmiyordum! Minnettarlığımı ifade edecek kelime bulamıyorum!

Ravel bile bu durum karşısında şaşkına dönmüş durumda.

A-Annecim! Geldin mi gerçekten!?

Evet, Raiser’ı da yanıma alıp geldim. Tören salonunun kenarında duruyorduk.

Hah, demek o yüzden onları göremedim.

Ravel’in annesi asıl konuya girmek için lafı değiştiriyor.

Şimdi, Hyoudou Issei-san. Daha önce verdiğimiz sözü hatırlıyor musun?

Şey, yani……

Neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim olmadığını görünce Ravel’in annesi kıkırdıyor.

Takas. Hem kızım hem de hizmetkarım olan Ravel ile ilgili. Üst-Sınıf bir Şeytan olduğunda seninle bir takas yapmayı teklif ettiğime kesinlikle eminim.

Ah! Evet, öyle bir şey konuşmuştuk kesinlikle. Böyle bir söz verdiğimizi çok iyi hatırlıyorum…… sanırım.

Ravel’in Hyoudou malikanesinde kalmasına karar verildiğinde büyü çemberi iletişiminde böyle bir sohbet geçmişti…… yani sanırım geçmişti! O kadar çok şey yaşandı ki hafızam biraz bulanık.

Ravel’in annesi tam zamanı olduğunu sezmiş gibi bir teklifte bulunuyor.

Öyleyse takasımıza hemen başlayalım. Bu tür işleri sıcağı sıcağına yapmanın daha iyi olduğunu biliyor muydun? Benim de zaman ayırmam zor oluyor, bir daha ne zaman karşılaşırız bilemem.

Bu takas teklifi karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Ama durun, asıl sürpriz şimdi geliyor! Rias da olaya dahil oluyor!

Evet, zamanlama gerçekten de harika olabilir. O zaman ben de bir takas yapayım. Asia ve Xenovia için konuşuyorum.

!?

Hepimizin ağzı açık kalıyor! E bir zahmet! Aniden Ravel için takas lafının açılması yeterince şok ediciydi zaten! Şimdi bir de işin içine Asia ve Xenovia girdi!

Rias ikisine dönüp konuşuyor.

Asia, Xenovia. Geçen yıldan beri söylüyorum ama Ise Üst-Sınıf bir Şeytan olduğunda yapacağımız takas muhabbetini hatırlıyorsunuz, değil mi?

E-Evet!

Elbette.

Asia ve Xenovia yanıt veriyor. Evet, takastan ziyade ikisi de ben Üst-Sınıf bir Şeytan olduğumda peşimden geleceklerini bizzat ilan etmişlerdi.

Yine de bu durum, Rias ile yapılacak takasın bir ön şart olduğu anlamına geliyor tabii…… Geçen yıldan beri aramızda konuştuğumuz bir konuydu bu.

Fakat. İş gerçeğe dönüştüğü an ben de Asia da ne yapacağımızı bilemeyip kalakalıyoruz. Derken Rias, Ravel’in annesiyle birlikte yere takas amacıyla kullanılacak bir büyü çemberi çizmeye başlıyor.

Hadi başlayalım o zaman.

Takas hazırlıkları sürerken Asia şaşkın ve kafası karışmış bir halde konuşuyor.

A-Ama……

Rias işlemlerini bir anlığına durduruyor. Ardından Asia’ya sarılıyor.

Onu sakinleştirmek istercesine şefkatle konuşuyor.

Hiç endişelenmene gerek yok. Birbirimizden ayrı yaşayacak değiliz ya. Hem aramızdaki bağ sadece bir takasla değişecek bir şey değil, öyle değil mi?

E-Evet! Elbette! Rias-oneesama’ya olan minnetim ve saygım asla değişmeyecek!

Rias, Asia’nın başını okşarken içtenlikle konuşuyor.

Benim için de öyle Asia. Yani Ise’nin hizmetkarı olduktan sonra bile hiçbir şey değişmeyecek. Yalnızca, onun emrindeyken Ise’ye destek ol lütfen. Sadece senin yapabileceğin şeyler var. Ve bunlar benim asla başaramayacağım şeyler. Bu sadece senin üstesinden gelebileceğin harika bir görev, tamam mı?

Rias, Xenovia’yı da yanına çekip Asia ile birlikte ikisine birden sarılıyor.

Senden de aynısını rica ediyorum Xenovia. Lütfen Ise’nin kılıcı ol.

Xenovia onun bu sarılışına huzurlu bir ifadeyle karşılık veriyor.

Anlaşıldı, emredersiniz. Eski Başkanım Rias. Teşekkür ederim…… bana göz kulak olduğun için çok ama çok teşekkür ederim! Hüühüüü~!

Xenovia aniden gözyaşlarına boğuluyor. Şakır şakır ağlamaya başlıyor.

Rias bu manzara karşısında tebessüm ediyor.

Hey, ağlamana gerek yok ki. Yaşam tarzımız değişecek değil ya…… Sadece [Şah]’ınız değişiyor, onun dışında hiçbir şey değişmeyecek, bilmiyor musun……?

Çok doğru. Ben bir [Şah] oldum ama bu şu an Rias’tan ayrı yaşayacağım anlamına gelmiyor. Üst-Sınıf bir Şeytan olduğum an kendi başıma eve çıkacak hâlim yok ya! Öyle bir şey olmayacak.

Birdenbire Üst-Sınıf Şeytanlığa terfi ettiğim için bağımsızlığımı ilan edecek zamanı bile bulamadım daha. Eh, bundan sonra kendi kariyer yoluma bakarak yavaş yavaş kendi ayaklarımın üzerinde durmaya hazırlanırım. Sadece işlerin sırası biraz değişti o kadar.

Yani herkesin düzeni pat diye değişmeyecek.

Kiba söze giriyor.

Yani genel resme bakarsak, hepimiz hâlâ “Rias Gremory’nin hanesi” sayılırız. Ise-kun hemen başka bir eve taşınmadığı sürece görünürde hiçbir şey değişmeyecek.

Koneko-chan onun ardından sözlerine devam ediyor.

…… Sonuçta Ise-senpai, Rias eski başkanı Yeraltı Dünyası’nın Derecelendirme Oyunu’na katıldığında onun [Piyon]’u olarak çağrılacak.

Evet, bu anlama geliyor olmalı. Rias profesyonel Derecelendirme Oyunu’na katıldığında, ben de basitçe onun [Piyon]’u olarak savaşa dahil olacağım.

Ve böylece, takas ritüeli devam ediyor. Soyunma odasının zemininde beliren bir büyü çemberi. Rias, Ravel’in annesi ve ben büyü çemberinin kenarında duruyoruz. Asia, Xenovia ve Ravel ise büyü çemberinin tam ortasında duruyorlar. Az önce teslim aldığım Şeytani Taşlar arasından, henüz kullanılmamış olan iki [Fil] ve bir [At] taşını elimde tutuyorum.

Rias ve Ravel’in annesi gözlerini kapatıp ellerini öne doğru uzatırken auralarını arttırıyorlar. Derken büyü çemberinde yazılı olan Şeytan sembolleri dönmeye başlıyor.

Ve kızlarda birtakım değişiklikler meydana geliyor. İlk gerçekleşen şey, Asia ve Xenovia’nın bedenlerinin Rias’ın aurasından yayılan ışığa yanıt verircesine parıldaması oluyor. Ardından benim bedenim de parıldamaya başlıyor ve elimde tuttuğum [Fil] ile [At] taşlarının her biri sırayla ışık saçıyor.

Elimdeki Şeytani Taşlar Rias’ın ışıltısıyla senkronize olmaya başladıkça, auranın akışı büyü çemberi üzerinden yavaşça yön değiştiriyor. Bu sefer de Asia ve Xenovia benim auramla senkronize oluyor. Ve en sonunda elimdeki son [Fil] taşı parlarken, Ravel ile Ravel’in annesi de parıldamaya başlıyor.

Elimdeki [Fil] taşının Ravel’in annesiyle uyum sağlamasıyla birlikte, büyü çemberi aracılığıyla Ravel ile senkronize oluyoruz.

Bu ritüel sona erdiğinde— Rias ve Ravel’in annesi auralarını kesiyor ve zemindeki büyü çemberi kayboluyor.

Sonra Rias, aslen bana ait olan [Fil] ve [At] taşlarını birer birer topluyor. Ravel’in annesi ise geriye kalan [Fil] taşını alıyor.

Rias yüzünde sıcak bir tebessümle konuşuyor.

Pekala, her şey tamamlandı. Asia, Xenovia. Bundan böyle sizler “Hyoudou Issei’nin Hanedanı”sınız.

Hadi canım, harbi mi!? Demek takas olayı böyle bir şeymiş! Bayağı basitmiş aslında.

Derken Asia kollarıma atılıyor.

Ise-san! Ise-san, Ise-san, Ise-san!

Asia’nın böyle deli gibi sevinmesi beni şaşırtıyor.

Gerçi başından beri benim hanedanıma katılmak istediğini söyleyip duruyordu.

Ben de Asia’ya sarılıyorum.

Evet Asia! Böylece verdiğim sözlerden birini daha tutmuş oldum!

Seni çok seviyorum! Artık yanından hiç ayrılmayacağım!

Hahaha, zaten benden ayrıldığın tek bir an bile olmadı ki.

Bu sefer de Xenovia kolunu boynuma doluyor.

Ben de seninleyim! Hadi gidip tozu dumana katalım!

Sadece aşırıya kaçma yeter, Xenovia!

Gözün döndüğü zaman gerçekten korkunç oluyorsun çünkü! Yani, onu bu kadar güvenilir yapan şeyin de bu olduğunu söyleyebilirim tabii!

Ravel, bundan sonra da bana iyi bak!

Artık hizmetkarım olan Ravel’e böyle sesleniyorum.

Ravel gözlerinde yaşlarla güçlü durmaya çalışıyor.

Elbette. [Şah]’ım olan size, yani Ise-sama’ya hem menajeriniz hem de hizmetkarınız olarak her şeyimi adayacağım.

Evet, menajerim Ravel’in standartlarına layık olabilmek için ben de kendimi geliştireceğim!

Ravel’in annesi bu sahneye tanıklık ettikten sonra başıyla onaylayıp şöyle diyor:

O halde kızımı sonsuza dek sana emanet ediyorum. Önümüzdeki törenler için hazırlık yapmaya başlasam iyi olacak—

A-Anne! Çok acele ediyorsun! Lütfen en azından üniversiteden mezun olmamı bekle!

Ravel telaşla annesinin ağzını kapatıyor.

Ancak Ravel’in annesi hafifçe öksürdükten sonra, ciddi bir ifadeyle kulağıma fısıldıyor.

…… Kızım hakkında sana tek bir şey söyleyeceğim.

Ve kulağıma şunları fısıldıyor:

Ravel’in gerçek doğası mutlak hakimiyet yoludur. Dünyayı askeri güç ve bilgelikle yöneterek başkalarının kinini kolayca üzerine çeken bir yoldur bu. Dünyayı yönetmek söz konusu olduğunda, gerçek doğası adalet yolu olan seninle kıyaslandığında zeytinyağı ile su gibidir.

— !

Ravel’in gerçek doğası mutlak hakimiyet yolu mu? Yani bir nevi mutlak bir hükümdar mı yetiştirecek?

Ravel’in annesi parmağıyla göğsüme vuruyor ve manidar bir tebessümle konuşuyor.

Ravel’e bel bağlarsan, kaçınılmaz olarak mutlak hakimiyet yoluna saparsın. Bu yüzden senden onu nasıl kullanman gerektiği konusunda hataya düşmemeni rica ediyorum. Ravel’i Raiser’ın elinden almamın sebebi, yeteneğini bilse bile onu yanlış kullanacağını düşünmemdi.

Neler saçmalıyor bu kadın böyle?

Ravel ve mutlak hakimiyet yolu ha…… O an sadece kafamı kaşıyıp merakla bakakalıyorum.

Tüm bu süreci izleyen Irina, sanki kesin bir karara varmış gibi bir ifade takınıyor.

…… Demek hem Xenovia hem de Asia, Ise-kun’un tarafına geçti…… Evet, artık benim de bir karar verme vaktim geldi.

Irina… Acaba az önceki takas olayı ona bir şeyler mi düşündürdü?

— Ve böylece, üç hizmetkara kavuşmuş oluyorum. Derken Raiser bana soruyor:

Ee, Hyoudou Issei. Yanıp tutuştuğun o Üst Düzey Şeytan unvanına sonunda kavuştun. Asıl amacın hâlâ değişmedi, değil mi?

Oho, demek bana bu soruyu soruyorsun ha! Yüzümde piç bir gülümsemeyle neşeyle karşılık veriyorum.

Tabii ki o muazzam ziyafeti sabırsızlıkla bekliyorum! Güzel kadınlar ve gencecik kızlar! Göğüsler, göğüsler, hayallerle dolu bir Harem Kralı olmak!

Doğal olarak asıl hedefim zerre değişmedi. Buna ulaşabilmek için köpek gibi çalıştım, neredeyse canımdan olacağım savaşlara girip devasa düşmanlarla dövüştüm.

— Ama bu son bir yıl içinde, bunun ötesinde başka hırslar da edindim.

Bu yüzden onları da dürüstçe dökülüyorum.

…… Yani, başlangıç noktam buydu işte. Ama artık bu hedefin üzerine, yoldaşlarım ve ailemle birlikte huzur içinde yaşamanın ne kadar harika olacağını düşünüyorum. İşlerin bu şekilde yürümesini istiyorum ve umarım öyle de olur.

Kötü adamlarla dövüşürken anladığım en önemli şey, sıradan günlük hayatın ne kadar kıymetli olduğuydu. Ve her şeyden öte, barışın en önemli şey olduğu gerçeğini. Daha doğrusu, günlerini huzur içinde geçiremiyorsan o sapıkça şeyleri de yapamazsın ki!

Ah, yalnız eklemem gereken bir şey daha var.

Parmağımı kaldırıp bir yemin ediyorum.

Benim için önemli olan insanlara zarar vermeye kalkan biri olursa, karşımdaki bir Tanrı bile olsa onu kesinlikle geberteceğim.

Buradaki herkese tam bir kararlılıkla bunu ilan ettim.

Evet. Değer verdiğim insanlara zarar veren ya da o kıymetli huzurlu dünyamızı bozan hiç kimseyi, karşımdaki bir Tanrı bile olsa asla affetmeyeceğim.

— Kötü Ejderhalar Savaşı, değer yargılarımı değiştirmeye yetecek kadar büyük bir olaydı.

Raiser bunu duyunca kocaman gülümsüyor.

Laf yapmayı bayağı öğrenmişsin. Görünüşe göre Ravel’i sana gönül rahatlığıyla emanet edebilirim. Ee, sen de geliyorsun değil mi?

Kolunu boynuma dolayarak böyle söylüyor.

Dünya Turnuvası’ndan bahsediyorum. Phoenix Hanesi’nden en büyük ağabeyimin takımı ve benim takımım katılacak. Kazanmam ne kadar zor olursa olsun, orada yer almamın bir anlamı olduğuna karar verdim. Tanrı sınıfı varlıklarla resmi olarak dövüşebilmek, başka hiçbir yerde deneyimleyemeyeceğin akılalmaz bir fırsat.

— !

Hadi ya. Bu adam bile bu konuyu açtı. Üstelik o da katılıyormuş. Turnuvayı kazanma şansı zayıf olsa bile katılmanın bir anlamı olduğuna inanıyor—

Raiser Phoenix, hem bedenin hem de ruhun gerçekten cayır cayır yanıyor… Aynen ölümsüz bir kuş gibi. Eskiden seninle dövüşmüş olmanın gerçekten ne kadar harika bir deneyim olduğunu düşünmeye başladım.

Raiser saçlarımı karıştırarak konuşuyor.

Orada bir [Şah] olarak yarışacağına inanıyorum. Hayır, bunu umut ediyorum. Ve eğer orada seninle dövüşme fırsatı bulursam… Beni yakıp kavur, Sekiryuutei! Seni bekliyor olacağım!

— Hehe, ciddi olamazsın.

Bu adam bile benden bunu istiyor. Anlaşılan bundan sonra karşılaşacağım kişilerin de bana aynı soruyu sorması kaçınılmaz olacak.

Raiser ve annesi takasın ardından vedalaşıp soyunma odasından ayrılıyorlar—

İşimizi bitirip soyunma odasından çıkıp partinin verileceği salona doğru ilerlerken gerçekleşiyor her şey.

Bir kez daha beklenmedik bir konuk karşılıyoruz.

Maviye çalan siyah saçlı, ortaokul öğrencisi gibi görünen bir çocuk bu. Gayet düzgün, biçimli yüz hatları var.

Yolunu kaybetmiş zengin bir ailenin çocuğu falan sanmıştım. Fakat göz göze geldiğimiz an—

İçimdeki alarm seviyesinin anında tavan yaptığını içgüdüsel olarak anlıyorum.

Sanki içimi okuyormuş gibi hissettiren o gözler. Ondan yayılan ve sanki hem bedenimi hem de zihnimi ele geçirecekmiş gibi hissettiren o korku, tehdit ve titreme… Sadece ben de değil. Diğerleri de (ailem hariç) çocuktan yayılan o ilahiliğe ve sınırsız üstünlüğe kapılmış durumdalar; tetikte olmaktan ziyade hepsinin bedeni zangır zangır titriyor.

Çocuk hafifçe kıkırdayarak konuşuyor.

Mmm… Onlarla ilk kez karşılaşıyorum ama dedikodulardan duyduğum yüzleri de duymadıklarımı da seçebiliyorum. Yine de tebriklerimi iletmem gerek. Üst Düzey Şeytan olmanı tebrik ederim, Sekiryuutei.

Çocuk bana doğru alkış tutuyor.

Arkasından beliren kişiler ise— Maou Ajuka Beelzebub-sama ve tanımadığım başka bir adam. Adam yöresel bir kıyafet, bir sari giymiş.

Çocukunki kadar dipsiz bir ilahilik olmasa da, bu tanımadığım adamın da tüm bedeninden akılalmaz bir ilahilik yayılıyor ve etrafa üstün bir aura saçmaya devam ediyor. Heybetli bir fiziğe sahip olmasına rağmen soluk beyaz tenli, uzun siyah saçlı ve yakışıklı bir adam. Keskin gözleri var ve hepimize şöyle bir baktıktan sonra bakışlarını tekrar bana çeviriyor.

………… Hmm, demek Loki ve Apophis’i deviren “Akkor Gerçeğin Sekiryuutei’si” sensin.

Sanki gücümü ve potansiyelimi Tartıyor gibiydi ve görünüşe göre onu tatmin etmeyi başarmışım.

Rias, Beelzebub-sama’nın unvanıyla sesleniyor.

Ajuka-sama.

Beelzebub-sama “tetikte olmanıza gerek yok” dercesine elini kaldırıyor.

Rias, bu beyefendi hepinizle tanışmak istedi, ben de ani olsa da onu buraya getirdim.

Beelzebub-sama bunu söyleyerek çocuğu bize tanıtıyor.

Kendisi Shiva-sama’dır.

[— !?]

Hadi canım ordan…!

Tanrılar arasında bambaşka bir ligde olan, Great Red ve Ophis’i saymazsak tüm güçler arasındaki en güçlü varlık olduğu söylenen Yıkım Tanrısı mı…!?

Buradaki herkes tam anlamıyla şokta (Ailem burada neler döndüğünü bilmediği için mal mal bakıyor tabii!)

Daha da önemlisi, bugün benim törenime mi geldi yani!? Bugün ne kadar çok dikkat çekiyorum ben böyle!?

Çocuk—yani Shiva, bize gülümsayerek konuşuyor.

Nasılsınız bakalım, DxD’nin… …Kuoh Akademisi tarafı mı demeliyim yoksa. Benim adım Shiva, Üç Sütun Tanrı’dan biriyim. Bundan sonra daha sık karşılaşacağımızı hissettiğim için bir selam vermek istedim.

Elini öne doğru uzatıyor… Ben de tırsarak elini sıkıyorum.

Ş-Şey, teşekkür ederim…

Bayağı bayağı Yıkım Tanrısı ile el sıkışıyorum şu an…

Ve bu kez onun koruması gibi görünen uzun boylu adam bana sesleniyor.

Üst Düzey Şeytanlığa terfi edişinizi ben de tebrik ederim.

… S-Siz de kimsiniz, şey.

Shiva adamı bana tanıtıyor.

Kendisi Asura’nın genç Prensidir.

— !

Hahaha, artık tamamen nutkum tutuldu. Bu sefer de Asura Prensi mi!

Asura Prensi elini uzatarak kendini tanıtıyor.

Adım Mahabali. Tanıştığıma memnun oldum.

Asura Prensi Mahabali elime yapışıp sıkarken konuşuyor.

Özellikle seninle, Hyoudou Issei, tanışmayı çok istiyordum. Kötü Ejderhalar Savaşı’ndaki başarıların benim de kulağıma kadar geldi. Trihexa’ya karşı seninle omuz omuza dövüşmeyi çok isterdim.

B-Beni utandırıyorsunuz…

Ona sadece yüzümdeki o sahte gülümsemeyi korumaya çalışarak cevap verebiliyorum! Çünkü iki Tanrı…… Daha doğrusu iki yüce Tanrı, ama her neyse, iki yüce Tanrı sırf bana selam vermek için ta buralara kadar geldi! Beklentilerimin fersah fersah ötesine geçen bu durum karşısında tek yapabildiğim şaşkına dönmek!

Shiva elini çenesine koymuş, bu durumdan bayağı keyif alıyor gibi görünüyor.

Şehvet arzun konusunda son derece dürüst olduğunu duymuştum ama bana hiç de öyle görünmüyorsun. Bir Harem Kralı olmak senin hayalindi, değil mi?

Ş-Şey, ben sapıklığımla ün salmış biriyimdir! Kadınların kıyafetlerini uçuran Elbise Parçalama (Dress Break) ve onların göğüsleriyle konuşmamı sağlayan İki Dilli (Bilingual) gibi teknikleri çoktan geliştirdim bile! Ve şimdi de kadınların kıyafetlerinin içini görmemi sağlayacak yeni bir teknik yaratabilir miyim diye umut ediyorum!

Ulan ben niye böyle şeyleri Yıkım Tanrısı’na ve Asura Prensine açıklıyorum ki!

Üstelik Mahabali dediklerimi ciddiye alıp ciddi bir surat ifadesiyle kafasını sallıyor bir de!

Shiva ise sadece eğleniyor gibi.

Hmm, demek öyle. Şüphesiz ki cinsel arzular bu teknikleri ortaya çıkarmanın doğrudan kaynağı olmuş. Fakat şu an sana baktığımda, bu teknikleri sen yapmışsın gibi gelmiyor çünkü senden o kadar da güçlü bir cinsel arzu hissetmiyorum.

Shiva parmağıyla burnumu işaret edip soruyor:

Şu anda neyin peşindesin? En nihayetinde kadınların mı? Yoksa şan ve şöhretin mi?

B-Ben ikisini de istiyorum! …… Şey, öyle değil miydi?

Shiva dediklerim karşısında kafasını iki yana sallayıp şöyle diyor:

Kalbinin en derinlerinden ne arzuladığını soruyorum. En çok arzuladığın şey nedir? Tekil olarak değil, bir bütün olarak.

Tekil olarak değil de bir bütün olarak arzuladığım şey mi……

Ona hemen cevap veriyorum.

…… Sanırım barış. Savaşın olmadığı, huzurlu bir hayat yaşamak istiyorum. Sırf bunun için var gücümle savaşıyorum.

Shiva bunu duyduktan sonra başıyla onaylıyor. Ardından beni tepeden tırnağa şöyle bir süzüyor.

…… Anlıyorum, demek mesele bu.

Onu ikna eden bir şeyler olmuş gibi görünüyor.

N-Ne demek istiyorsunuz?

Ben sorunca— Shiva avucunu göğsüme koyuyor.

Evet, o hiçbir şeye bağlı kalmadan o sınırın içinde dilediğince huzurla yüzdü. Ophis, geçmişte yaşananlara rağmen şu an huzurun tadını çıkarıyor, değil mi? Senin ikinci ebeveynlerin sayılabilecek bu iki varlık huzuru arzuluyorsa, onların gücünden yaratıldığın için bunun senin gerçek doğanı değiştirmesi hiç de garip olmaz. Sen hem Great Red’i hem de Ophis’i büyük ölçüde etkilemiş gibisin ama bunun tam tersi de geçerli. Şu anki sen, her şeyden çok yaşamayı arzuluyorsun. Yani huzurlu hayatını korumak için her şeyini ortaya koyuyorsun. Gerçekten bir Harem Kralı olmak istiyorsan, zihnindeki bu düşünceleri netleştirmeden daha ileriye gidemeyebilirsin.

Yani Great Red ve Ophis’in etkisi yüzünden huzuru herkesten çok arzuladığımı söylüyor.

Daha da önemlisi, bu Yıkım Tanrısı Ophis’in nerede yaşadığını biliyor ha. Acaba bunu ona Beelzebub-sama mı yoksa Azazel-sensei mi söyledi……

Shiva devam ediyor.

Bu durum Sonsuzluk ve Rüyalar’ın da etkisinden kaynaklanıyor ama sen de huzur arıyorsun, değil mi? Sonsuzluk benzeri bu sinerji, o hırsı daha da güçlendiriyor olabilir. Devasa bir güce ve potansiyele sahip olmanın bedeli de bu diyebilirsin. Tahminimce içindeki o derin his, huzuru kendi ellerinle kazanana kadar çocuk yapmanı engelliyor. Buna karmadan yapılmış bir kelepçe de diyebilirsin. Eski bir insanın, Tanrı sınıfı iki Ejderha’nın gücünden öylece sıyrılmasına imkan yok.

İçimde çalkalanan bu his. İçimdeki bu karmaşık duygular aslında bundan mı kaynaklanıyordu…… Yani bana, ancak kendi ellerimle barışı kazandıktan sonra bir Harem Kralı olmayı hedefleyebileceğimi mi söylüyorsun……?

Öyle mi, Great Red? Ophis? Barışı arzulayan Göksel Ejderha…… …… Anlıyorum. Sebep bu olabilir. Hem Great Red hem de Ophis kafalarına göre, dertsiz tasasız yaşıyorlar. O şekilde yaşamaya çalışıyorlar. En güçlü olarak anılan iki Ejderha, huzurun tadını çıkarmak istiyor. Hayır, zaten huzurun tadını çıkarıyorlar.

Bu iki Ejderha Tanrısı benim annem ve babam gibi. Onlar barışın peşindeyse, çocukları olan benim de onlardan etkilenmem kaçınılmaz……

Shiva benim kara kara düşündüğümü görünce keyifle gülüyor.

Benim gücümü bile aşan iki Ejderha’nın gücüne sahip olduğu için şaka gibi duran bir varlık, her şeyden çok huzur arzuluyor ve bir Harem Kralı olmayı hedefliyor, öyle mi? ……. Fufufu, ilgimi çekmeyi başardın.

Shiva dönüp Beelzebub-sama ile konuşuyor.

Ajuka, Azazel’in bana sunduğu şartı hatırlıyorsun, değil mi?

…… Benden istediğiniz her şeyi hazırlayacağımız durumdan bahsediyorsunuz, sanırım?

Beelzebub-sama ona soruyor.

Shiva başıyla onaylıyor.

Evet, tam olarak o. Sekiryuutei.

Eh? Ah, evet?

Shiva sonra doğrudan yüzüme bakarak söylüyor:

Benim emrime girmeye ne dersin?

[— !?]

Ben ve arkadaşlarım bu teklif karşısında şok olmaktan başka bir şey yapamıyoruz!

Shiva ardından Rias’a dönüyor.

Ah, beni yanlış anlama. Senin yanından ayrılmasını söylemiyorum, Rias Gremory. Eğer bizim mitolojimizi merkezine alan bir Savaş patlak verirse, benim birliğime katılmasına ne dersin diyorum. Kastettiğim şey buydu. Yoldaşlarını da işin içine dahil etmende bir sakınca yok. Senin yoldaşlarınsa, gelecek vaat eden bir grupturlar herhalde, değil mi?

Shiva-sama! Ama bu kadarı da!

Shiva, elini kaldırarak Beelzebub-sama’nın sözünü kesiyor.

Śakra’nın———yani Indra’nın beni devirmek için güçlerini artırdığının farkındasın, değil mi? Bana meydan okuyabilmek için emrinde göz dolduran savaşçılar topluyor. O günün beklenmedik derecede yakın bir zamanda geleceğini tahmin ediyorum. Yaklaşan turnuvada harekete geçme ihtimali son derece yüksek. Emrinde Cao Cao ve ilk Sun Wukong’un olduğunu biliyorsun, değil mi? O halde benim de emrimde böyle eğlenceli piyonların olmasını istemem gayet doğal.

…… Shiva-sama.

Shiva, Beelzebub-sama’ya karşı omuz silkip geçiyor.

Rias Gremory’nin yanından ayrılmanı söylemeyeceğim. Ama Indra çoktan bir sonraki aşamaya gözünü dikti ve adımlarını atmaya başladı, biliyorsun değil mi? Dolayısıyla bu teklifi sana ne kadar erken sunarsam o kadar iyi.

Bu sefer onun muhafızlığını yapan adam———Asura Prensi Mahabali doğrudan bana sesleniyor. Yani bu adamlar niye durmadan sadece benimle konuşup duruyor ki!?

Sekiryuutei, biz Asuralar çoktan Shiva-sama’nın izinden gitmeye karar verdik. Birlik çatımıza sen de katılırsan içimiz daha da rahat eder. Ne dersin? Shiva-sama’nın emrine girip savaş alanında benimle omuz omuza dövüşmeye ne dersin? O Indra denen herifi bizimle birlikte devirmek emin ol muazzam bir eğlence olacak.

Aniden Mahabali’nin tüm bedeninden gazap dolu bir atmosfer yayılmaya başlıyor. Aynı anda odadaki fincanlar ve masalar gibi küçük eşyalar zangır zangır titremeye ve üzerlerinde çatlaklar oluşmaya başlıyor.

Indra’yı asla affetmeyeceğim. Babam Vairochana, başkası tarafından değil, tam olarak Śakra, yani o Indra tarafından katledildi çünkü……! Şimdiki Asura Kralı olan Varuna-sama bana sakin olmamı söylüyor ama bu öfkem sakinleşebilecek türden bir şey değil!

Sesi ve tavırları öylesine büyük bir yoğunluk ve nefretle dolu ki. Yüzünü adeta tam bir öfke bürümüş durumda.

Shiva elini bana doğru uzatıyor.

Akkor Gerçeğin Sekiryuutei’si, benim birliğime katıl. Yıkım Prensesi’nin hizmetkarı olsan da…… hayır, aslında sen bir Şeytan’ın çok ötesine geçmiş bir Ejderha’sın. Yıkım Tanrısı’nın korumasını almak senin için de çekici bir fikir olmaz mıydı?

Bu gerçekten de akılalmaz bir teklif. Doğrusunu söylemek gerekirse o kadar mantık sınırlarının ötesinde ki konuyu takip bile edemiyorum. Böyle bir teklifi düşüncesizce kabul edemeyeceğimi biliyorum. Azazel-sensei burada olsaydı olaya hemen müdahale ederdi ama artık yanımızda değil.

— Bundan sonra kendi başıma düşünüp kendi cevabımı vermek zorundayım.

Ardından Shiva’ya soruyorum.

…… Śakra ile savaşmak mı istiyorsunuz?

Shiva kahkaha atıyor.

Fena bir fikir sayılmaz aslında. Sıradan bir savaştan fazlasıyla sıkılmış olsam da. Daha ilgi çekici bir şeyler hazırlamayı tercih ederdim. Yine de uzun bir aradan sonra çamurlu bir savaşı başlatmaya pek niyetim yok.

Ciddi bir cevap vermekten kaçınıyormuş gibi konuşuyor.

Shiva sözlerine şöyle devam ediyor:

Akkor Gerçeğin Sekiryuutei’si. Şunu sakın unutma. Bundan böyle, ister dost ister düşman olsun, hem senin hem de Sabah Yıldızı’nın Hakuryuukou’sunun karşısına çıkacak kişiler Tanrı sınıfı varlıklar olacak. Bağlantılarınız da savaşlarınız da pek çok Tanrı sınıfını işin içine dahil edecek. İkinizin sergilediği başarılar tam olarak bu seviyede çünkü. Her şeyden çok kadınları ve barışı seven bir Ejderha olabilirsin. Hayır, büyük ihtimalle öylesin zaten. Sırf bu yüzden bunca mucize yarattın. Ama biliyor musun, bunun arkasında başka bir gerçek neden daha olduğunu düşünüyorum.

Shiva gözlerini süzüyor, durumdan bayağı keyif alıyor gibi bir hali var.

Güçlü kişileri seviyorsun, değil mi? Tabii ki buna yoldaşların da dahil ama düşmanın olsalar bile, güçlü inançlara sahip savaşçılarla dövüşmeyi her şeyden çok seviyorsun. Onları hem izlemeyi hem de onlarla dövüşmeyi seviyorsun. Çetin savaşlarla geçen bu son bir yılda kadınların dışında edindiğin o yeni tutku, güçlü adamlarla dövüşmek değil mi?

— !

…………

Neden böyle bilmiyorum. Yaklaşık bir yıl önce sadece bir harem kurmanın peşinde olan bendim. O zamandan bu yana yaklaşık bir yıl geçti—

Shiva’nın sözlerini reddetmek istesem de buna bir türlü dilim varmıyor. Hayır, içimin derinliklerinde bunu onaylayan bir yanım var.

Evet, o sapıkça düşüncelerimin yanı sıra— Raiser’la, Sitri ile, Sairaorg-san’la ve diğer pek çok güçlü rakiple yaptığım o savaşlar boyunca “güç” kavramına büyülendim ve buna deli gibi bağlandım.

Kızların göğüslerini ellemekten ne kadar keyif alıyorsam, kıran kırana bir savaşın ardından güçlü rakipleri devirmekten de en az o kadar keyif almaya başladım—.

Shiva sessizliğimi bir kabul olarak görmüş olacak ki neşeyle gülümsüyor.

Shiva sırtımı pışpışlamaya başlıyor.

Benim sponsor olacağım Dünya Derecelendirme Oyunu Turnuvası ile ilgili bir durum bu. Ona Kötü Ejderhalar Savaşı’nın kahramanlarından birinin adını verip “Azazel Kupası” demeyi planlıyorum. Turnuva başlamadan hemen önce sahne arkasındaki tüm o işleri bizzat üstlendi sonuçta. Sence de gayet uygun bir isim değil mi?

— Azazel Kupası. Dünya Derecelendirme Oyunu Turnuvası’nın ismi bu demek.

Shiva konuşmaya devam ediyor.

O çok sevdiğin güçlü adamlar da orada boy gösterecek. Seni o kadar çok seven savaşçıların pek çoğu. Seninle yumruk yumruğa dövüşenlerin hepsi turnuvaya katılacak. Bunu gördükten sonra kenarda durup tırnaklarını mı yiyeceksin yani?

Mahabali de doğrudan yüzüme bakarak konuşuyor.

Ben de katılıyorum. Ve eğer sen de katılacaksan kesinlikle düello edelim. Bugün seninle tanıştıktan sonra bunu bir kez daha anladım. Seninle yapacağım bir savaş, isteyebileceğim en mükemmel dövüş olur.

Bir Tanrı’nın bile benden bunu isteyeceğini hiç düşünmezdim. Kaç kişi benimle dövüşmek için can atıyor böyle?

Derken Shiva bakışlarını kapıya doğru çeviriyor.

Söyleyecek bir şeyin yok mu? Śakra tarafından gönderilen Suikastçı-san.

— !

Shiva’nın sözleriyle birlikte herkes teyakkuza geçiyor. Kapının arkasında Śakra tarafından gönderilmiş bir suikastçı mı bekliyor!? Bunu hiç fark etmemiştim! Yani o suikastçı başından beri bizi mi dinliyordu!?

Kapıyı açıp içeri giren kişi ise——— Cao Cao! S-Şüphesiz ki bu adam Śakra tarafından gönderilmiş bir suikastçı olabilir ama buraya kadar geleceğini hiç tahmin etmemiştim!

Cao Cao omuz silkerek konuşuyor.

Kusura bakmayın, Shiva-sama. Saklanmak gibi bir niyetim yoktu ama muhabbetinizi bölmek istemedim.

Fufufu, Sekiryuutei’yi görmeye geldin, değil mi?

Cao Cao, Shiva’nın bu sorusuna “Evet” diye yanıt veriyor.

Cao Cao gözlerini bana çevirdikten sonra konuşuyor:

Shiva-sama’nın bile senden bu kadar hoşlanacağını kim tahmin edebilirdi ki. Cidden, seninle her karşılaştığımda gelişmeye devam ediyorsun.

Senin de geleceğini hiç düşünmezdim. Terfi törenimi görmeye mi geldin? Gerçi sen tebrik edecek bir adam değilsin ama.

Haklısın. Śakra adına terfi ritüelini gözlemlemeye geldim. Yine de bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Sana söylemem gereken bir şey var.

Cao Cao mağrur bir edayla konuşuyor.

Turnuvaya ben de katılacağım elbette. Śakra’dan da gerekli izni aldım. Hazırladığım takımla birlikte gücümün ne kadar ileri gidebileceğini görmek için kendimi sınayacağım. Ve eğer hepinizle rövanş yapma arzum gerçekleşirse, bundan daha fazlasını isteyemem zaten.

Cao Cao arkasını dönüp bana sırtını verirken konuşuyor:

Üst Düzey Şeytan, Hyoudou Issei. Takımını kafaya kafaya çarpışarak darmadağın etmeyi gerçekten çok istiyorum. Sana ve Vali’ye her zaman gıptayla baktım.

Cao Cao sadece bunları söyleyip çekip gidiyor.

…………

Kahretsin, harbi diyorum bak. Bu adamların hepsi……!

Benimle konuşan herkesin———savaş arzusu tavan yapmış durumda ve hepsi beni süzüyor. Dahası, Shiva denen bu Tanrı, Asura Prens’i, Cao Cao ve Raiser bana Rias’ın bir hizmetkarı olarak değil, doğrudan bana bakıyorlar———.

İçimde bir duygu kabarıyor.

— Güçlülerin toplanacağı o Dünya Turnuvası. Ve benim kendi takımım, ha.

Derken Shiva’nın bana söylediği o sözler zihnimde çalkalanmaya başlıyor.

— Güçlü kişileri seviyorsun, değil mi?

Evet, hem de deli gibi seviyorum! Etrafımda ilgimi çeken, kendime hedef koymak istediğim ve aşmak için yanıp tutuştuğum o kadar çok muazzam adam var ki!

Yumruklarımı sıkabildiğim kadar sıkıyorum. Kalbimdeki fitili ateşleyen o yangın her geçen an daha da büyüyor.

Cao Cao gittikten sonra Shiva ve Mahabali de işlerini bitirmiş olacaklar ki Beelzebub-sama ile birlikte oradan ayrılıyorlar———.

Üst üste ne beklenmedik konuklar geldi böyle. Partinin ardından hepimiz sakinleşip eve doğru yola koyuluyoruz.

Trenle eve dönerken pencereden dışarı bakıyorum.

Gelirken yanından geçtiğimiz o stadyumun görüntüsü çarpıyor gözüme.

O yer de maçların yapılacağı stadyum olacak.

İçimde inanılmaz bir hırs birikiyor———

Kendi takımım———

Karşıma çıkan tüm o savaşçılar sadece beni arzuluyor———.

Üst Düzey bir Şeytan oldum ben———.

Rias’ın [Piyon]’uyum ama———aynı zamanda ben de bir [Şah]’ım.

…………

Bu sadece sıradan bir Derecelendirme Oyunu değil. Dünya Turnuvası formatında bir şey……

Tanıdığım tüm o adamlar katılırken benim kenarda oturmam……

— Öyle bir şeyin olmasına asla izin vermem!

Ona karşı yapacağım savaş. Ve şuna karşı yapacağım savaş da dahil. Tüm bunların elimden başkası tarafından alınması beni daha da çileden çıkarıyor.

Dövüştüğüm adamların benden başka birine yenilmelerini öylece dikilip izleyebilir miyim hiç!?

— İşte o an, bir kez daha yeni bir başlangıç çizgisinde durduğumu fark ediyorum.

Alev alev yanan ruhum sanki bedenimi yakıp kavuracakmış gibi hissediyorum. Ama tam o sırada bana yaklaşan birileri oluyor.

— Bunlar Asia, Xenovia ve Ravel.

Üçünün de yüzünde kararlı bir ifade var.

Xenovia kendinden emin bir edayla konuşuyor.

…… Ise, ben kararımı verdim.

Asia da onun sözlerini güçlü bir şekilde onaylıyor.

Evet, ben de Xenovia-san ile aynı fikirdeyim. Ise-san’ın seçtiği yoldan gideceğim. Ben senin [Fil]’inim.

Ravel de kışkırtıcı bir gülümsemeyle bana soruyor:

Ee, Ise-sama. Aklınızda dürtüklenen, harekete geçen bir şeyler olmadı mı yani?

Ulan hepiniz de beni ne kadar iyi tanıyorsunuz böyle……

…… Asia, Xenovia, Ravel. Söyleyeceklerimi biraz dinleyebilir misiniz?

Ben de———hayatımdaki ilk hanedanıma aklımdakileri tek tek anlatıyorum———

Ziyafet Başlıyor

Rias-neesan’ın mezuniyetinin üzerinden biraz zaman geçip de yaz tatiline girildiğinde———

Hepimiz mezuniyet gezisi için kuzeydeki Hokkaido’dan başlayıp güneydeki Okinawa’ya kadar uzanan ekspres bir tura çıkmıştık. Bir sürü duygu dolu anın yaşandığı bir geziydi ama onu başka bir sefere anlatayım.

Bu gezinin son gününün sabahında, Okinawa’da Naha’daki otelde hepimiz uyandığımızda——— Ise-kun, Asia-san, Xenovia, Irina-san, Ravel-san ve Rossweisse-san otelden çoktan ayrılmışlardı.

Bunu öğrenen Rias-neesan şaşkınlıkla iç çekti.

…… Bir [Şah] gibi davranmak, hayır, bir [Şah] gibi harekete geçmek. Gerçekten de tam ona göre bir hareket.

Evet, tatil boyunca ne kadar eğlenirse eğlensin, otelden ayrılırken tam da olması gerektiği gibi bir duruş sergilemişti.

Rias-neesan, otel odasının penceresinden mavi denize doğru bakarken kızıl saçlarını geriye doğru taradı.

Pekala. Biz de turnuva için planlar yapmaya başlasak iyi olacak. Tabii ki önce kahvaltımızı yaptıktan sonra.

Ve böylece, o büyük ziyafet sessizce başlıyor———

Şimdi başlayacak olan şey; şu ana kadar karşılaştığımız tüm rakipler ile bundan sonra karşılaşacağımız o güçlü düşmanlar arasından kimin “en güçlü” olduğunu belirleyecek çetin bir ziyafetti.

High School DxD

High School DxD

ハイスクールD×D, 하이스쿨 DXD
Puan 8.6
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2008 Anadil: Japonca
Ben, Hyoudou Issei, lise 2. sınıf öğrencisiyim ve yaşım kız arkadaşım olmadığı yılların sayısına eşit. Ve benim gibi birinin kız arkadaşı var! Üzgünüm arkadaşlar, yetişkin olma yolunda sizden önce ben yürüyeceğim! - Böyle olması gerekiyordu, ama neden kız arkadaşım tarafından öldürüldüm!? Ben hala bir şey yapamadım! Bu dünyada hiç Tanrı yok mu!? Ve beni kurtaran kişi okulumdaki en güzel kız, Rias Gremory-senpai. Şok edici gerçeği ondan öğrendim. O bir Tanrı değil, bir Şeytan. "Bir Şeytan olarak yeniden doğdun! Benim için çalış!" Senpai'nin göğüslerinin ve ikramlarının cazibesine kapılarak reenkarne olmuş bir Şeytan olarak hayatım başladı. Yani "Okul Hayatı×Aşk Komedisi×Savaş Fantezisi" burada sadece agresif ve dünyevi arzularla başlıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla